±†WamqireS†± 的个人资料–•(-•† му ναмριяє нєαят...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


7月19日

VAMPİRLERLE İLGİLİ BİLGİLER BURDA:=)

 

 

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

  İSte size tarihe adı geçmiS bir vampir

Düsseldorf vampiri (peter kurten)

              26 Mayıs 1883'de Almanya’nın Mülheim kentinde 13 çocuklu bir ailede doğan ve daha 5 yaşında iken iki arkadaşını katleden Peter Kurten’in,10 yaşındayken bir arkadaşını Rhine nehrinde boğduğu da söylenir. Peter Kurten,“Düsseldorf Vampiri“ olarak da bilinir. Peter Kurten küçüklüğünde babasının hareketlerini taklit ederdi ve babası kızına tecavüz ederken yakalandığı zaman, o da aynı şeyi tekrarlamaya çalışmıştı. Babasının hareketlerini kafasına işleyerek büyüyen katil, babası hapishanedeyken onun yerine kiracı olarak gelen bir köpek yakalama görevlisinden köpeklere mastürbasyon yapmayı ve onlara işkence çektirmeyi öğrenmişti. Kanın tadına ilk kez 9 yaşında bakmıştı. O yaşta kuğuların kafalarını kesip, kanını içerdi. Bu öğrendikleri onun küçüklüğündeki vahşet tecrübeleri olmuştu. Cinayet kariyerine başlamadan önce bir fabrikada sendikacı olarak çalışan, sık kiliseye giden Peter Kurten evliydi ve çok hoşgörülü bir karısı vardı. Yaptıklarını itiraf edene kadar her şeyi karısından uzun süre gizli tutmuştu.

İlk kurbanı (5 yaşında öldürdüğü iki arkadaşı dışında) 1913 yılında öldürdüğü 8 yaşındaki Christine Klein adında bir kızdı. Kız birçok yerinden bıçaklanmıştı ve tecavüze de uğramıştı. Bunun dışında kız bölüm bölüm yakılmıştı. Bu cinayetle birlikte Peter Kurten'in seri cinayetleri baslamıs oldu. Aşağıda Peter Kurten'in öldürdüğü ve kimliği belirlenmiş kişileri görebiliriz:

- Christine Klein (8); Tecavüze uğrayıp, daha sonra boğazı kesildi.

- Rudolf Scheer (45); Birahaneden evine dönerken kafasından ve boynundan ardarda bıçaklanarak öldürüldü. (13 Şubat 1929)

- Rosa Ohliger (8); Katil tarafından bir çitin arkasına çekilerek 13 kere bıçaklandı. Daha sonra olay yerine dönen katil, cesedi yaktı. (9 Mart 1929)

- Luise Lenzen (13) - Gertrud Hamacher (5); Luise Lenzen boğularak ve birçok yerinden bıçaklanarak, Gertrud Hamacher ise boğazı kesilerek bir çayırda öldürüldü. (24 Ağustos 1929)

- Maria Hahn (20); Ren nehri kıyılarında 20 kez bıçaklanarak öldürüldü ve cesedi aynı yılın kışında bulundu.(1929 sonları)

- Ida Reuter (31); Düsseldorf'un dışında kafasına inen baltayla hayata gözlerini yuman ve öldürülmeden önce tecavüze uğrayan hizmetçi kız. (Eylül 1929)

- Gertrud Alberman (5); Katil tarafından boğularak ve 36 kere makas saplanarak öldürüldü. (7 Kasım 1929)

- Maria Budlies / Budlick; Peter Kurten'in son vakası. Peter Kurten tarafından kaçmasına izin verildi. Peter Kurten,1. Dünya Savaşının tamamını hapiste geçirdi.1921’de tahliye edildi ve 1925’te bir hayat kadınıyla evlenerek Düsseldorf’un merkezinde bir apartmana taşındı. 1929’da dedektifler, bir seri katilin sokaklarda gezdiğini anlamışlardı. İşlenen 46 suçun aynı kişi tarafından işlendiğine kanaat getirmişlerdi. Ebeveynler çocuklarını sokağa çıkarmamaya başlamış, bir süre sonra halkın büyük bir bölümü korkusundan evlerinden ayrılmamaya başlamıştı. 1930’da Maria Budlies adında bir kadına tecavüz etmiş ve kaçmasına izin vermişti. Maria, bundan asla polise bahsetmedi, ama Köln’deki bir arkadaşına yolladığı mektupta olayları anlattı. Mektup asla Maria’nın arkadaşına ulaşmadı, ama bir gün postanede mektup açılınca polisler Maria’ya ulaştı. Maria, Peter Kurten’in evini polislere bildirdi. Peter Kurten bu olaydan sonra yakalandı, artık sona yaklaşmıştı. Kimse onun neden bu son kurbanı olan kadını bıraktığını bilmiyordu. Cinayetlerinde genellikle bir makas veya bıçak yardımıyla kurbanlarının boğazlarını kesiyor, kafataslarını parçalıyor ve kanlarını emiyordu. Aslında tüm kurbanlarını kadınlardan seçmiyordu ve bu da onun bu işi her zaman kendi cinsel doyumluluğu için yapmadığını gösteriyordu. Masum görünüşü altında vahşilik yatan Peter Kurten'in ismi, kriminoloji tarihindeki yerini “bir psikiyatrist tarafından sorgulanan ilk seri katil“ olarak almıştır. 2 Temmuz 1931'de,ölüme mahkûm edilen Peter Kurten, Klingelputz hapishanesinde giyotinle idam edildi. Son arzusu kendi kafası kesilirkenki kan sesini duymaktı… “Pişman değilim. Yaptığım bütün işler beni utandırsa da, size anlatmalıyım. Geriye dönüp baktığımda bütün detaylar hiç de kötü, can sıkıcı değildi. Aksine bundan hoşlanıyordum.“ (Peter Kurten’in kendisini sorgulayan psikiyatriste söylediği sözler.) Cinayetlerini bide onun ağzından dinleyelim.

1. Bayan Klein.(ilk cinayeti)PK:' o gece çok heyecanlı ve sabırsızdım. Eğer karşıma bir hayvan çıksaydı ona bile saldırırdım. Ama karşıma şans eseri Bayan Klein çıktı. Kadının üstüne atladım, makasımı onun alnına tekrar tekrar sapladım. Kadın yere düştü. Böylelikle bende ondan istediğim şeyi sıcakkanını aldım. Onu kana kana içtim. Makasım körelmişti sonraki kurbanlar için onu tekrar bileyip keskinleştirdim.'

2. PK:'o akşam 8–10 yaşlarında küçük bir kızla karşılaştım. Ona nereye gittiğini sordum. Eve gidiyorum dedi küçük kız. Gel ben seni götürürüm dedim ona. Elini avuçlarımın arasına aldım. Bir anda içimde bir şeyler hareketlendi, başım döndü. Kendimi kaybedip, kızın boğazına sarıldım. Sonra sağ elimle bıçağımı paltomdan çıkarıp kızın gözüne, boğazına boynuna artık neresine gelirse sapladım. Kızı öldürdükten sonra sinemaya gittim.23.00 sularında elimde bir şişe gazyağıyla, onu yakmak için geri döndüm. Ama etrafta çok fazla insan vardı. Ben de gazyağını bir çalılığın arkasına saklayıp evime gittim. Ertesi sabah 6.00 da kalktım. İlk işim kızın yanına gidip, cesedini gazyağı ile yakmak oldu.'

3. Rudolf Scheer. PK:' O gece saat 22.00 de parka gitmiştim.3 saat boyunca bir insanın geçmesini bekledim. Sonra yoldan sendeleyerek gelen bir adam gördüm. Beni gördü ve bana anlaşılmaz laflar etti. Sinirlendim ve adama sert bir yumruk attım. Adam yüzüstü yere yığıldı. Cebimden bıçağımı çıkarıp adamın sırtına sapladım. Adam birden kalkıp bacaklarıma sarıldı. Bunu hiç beklemiyordum ama yine de bıçağımı ona saplamaya devam ettim. Hatta bıçağımı o kadar derine sapladım ki, onu zorlukla geri çıkartabildim. Adam bacaklarımı bıraktı ve yere düştü. Onu hendeğe kadar sürükledim. Sonra bir tekmeyle onu çukurdan aşağıya yuvarladım. Tam eve geliyordum ki onu sürüklerken, botlarında bıraktığım parmak izleri aklıma geldi. Tüm izleri ortadan kaldırmam 8 dakikamı aldı.

4. Anna Goldhousen-Bayan Mantel-Gustav Karnblum. PK:'Saat 22.00 de Lierehfeld'deki fuara gittim. Yolda yürüyen iki kadın gördüm. Onları takip ettim. Birbirlerinden ayrıldıktan sonra kadınların birine Anna Goldhousen'e bıçağımla saldırdım. Kadın bağırmaya başlayınca yakalanırım korkusuyla oradan kaçtım. O gece Bayan Mantel ve Gustav Karnblum adlı iki kişiye daha saldırdım.

5. Gertrud Hamacher-Luise Lenzen. PK:'Saat 22.00’ye kadar kendime bir kurban bulmak için bekledim. Tam ümidimi kaybediyordum ki patikadan gelen iki küçük kız gördüm. Onları takip etmeye başladım. Sonra yanlarına yaklaşıp, büyük kıza yakında ki bir dükkândan bana bir sigara alıp alamayacağını sordum. Kıza parayı verdim, böylece o sigara almaya gidince ben de küçük kız ile yalnız kaldım. Küçük kızı kucağıma aldım ve onu mısır tarlasına götürdüm. Sonra ağzını elimle kapatıp onu yere yatırdım ve boğazını kestim. Bıçağı orada bırakıp, ötekinin yanına gittim. Kız bana sigara paketini verirken birden onun boğazına sarıldım ve onu nefessiz bırakana dek sıktım. Onu da diğerinin yanına sürüklerken kız aniden canlandı ve elimden kaçıp bağırmaya başladı. Bunun üzerine bende bıçağı alıp kıza fırlattım. Onu sırtından vurmuştum. Kız yere düştü. Bıçağı bedeninden çıkarıp bir kaç kez daha sapladım. Sonra ikisini de orada bırakıp gittim.'

 6. Ida Reuter. PK: O pazar saat 18.00 de kurban aramak için dışarı çıktım. Yanıma çekicimi de almıştım. Tren istasyonunda genç bir kadınla karşılaştım. Onu bir şeyler içmeye davet ettim. Beraber birkaç bira içtikten sonra koruda gezinmeye başladık. O ilerisinin karanlık olduğunu ve daha ileri gitmek istemediğini. Söyledi. O sırada birinin gelip gelmediğini anlamak için etrafa bakınıyordum. Etrafta bizden başka kimsenin olmadığını anlayınca çekicimi çıkardım ve kızın alnın tam ortasına indirdim. Kız yere yığıldı. Yaklaşmakta olan ayak seslerini duyunca kızı ellerinden tuttum ve bir çalının arkasına gizledim. İnsanlar geçene kadar bekledim. Bu sırada kız kendine geldi. Onu bırakmam için bana yalvarmaya başladı. Onu korunun içine çektim ve çekicimi bir kaç defa daha kafasına indirdim.

7. Elisabeth Dorrier. Pk:' 23.00 sularında cebimde çekicimle etrafta dolaşıyordum. Tiyatronun önünde duran narin bir kız gördüm. Adı Dorrierdi. Ona benimle yürüyüp yürümeyeceğini sordum. İlk başta buna istekli değildi ama onu ikna etmeyi başardım. Aynı İda'da olduğu gibi onunla ilk başta bira içtik, sonra nehir kenarında yürümeye başladık. Birden onun bir adım gerisinde durdum ve çekicimi cebimden çıkardım. Tüm gücümle çekici kafasına indirdim. Aynı İda gibi yere yığıldı. Onu da çalıların arkasına çektim ve başını çekicimle ezdim.'

8. Gertrud Albermann. Pk:'Öğleden sonra 17.00 sularında bıçağımı da yanıma alıp gezmeye çıktım. Kendi halinde oynayan 5–6 yaşlarında bir kız gördüm. Yanına gelip benimle gezmek isteyip istemediğini sordum. Kız gerçekten çok tatlıydı. Büyük bir neşe içinde kendini benim kollarıma attı. Minicik kollarını boynuma dolayıp başını güvenle omzuma koydu. Boş yollardan geçip fabrikaya geldim. O ne olup bittiğini anlamadan ellerim onun küçük boynuna dolanmıştı. Boğazını sıktım, sıktım, sıktım. Ta ki nefessiz kalana dek. Sonra bıçağımı çıkarıp, vücudunu delik deşik ettim. Kızın cansız vücudunu çöplerin arasına attım. Ellerimi de oradaki çimenlere sürüp temizledim.'

9. Maria Huhn. Pk:'8 ağustos da hayvanat bahçesinde tek başıma dolaşıyordum. Birini öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Bir banka oturdum. Yanımda oturan kız bana döndü ve benimle konuşmak istedi. Uzun bir konuşma sonucu gelecek pazar beraber dışarı çıkma kararı aldık. 15 ağustos da Stindemuhle restoranında bir şişe şarap içtik. Orada yaklaşık üç saat oturduktan sonra çorba ve bira içmek için başka bir yere gittik. Karnımızı doyurduktan sonra çayırda yürüyüşe çıktık. İşte o an onu öldürmeye karar verdim. Onu bir hendeğin yanındaki koca çalılığın arkasına götürdüm. Yere oturduk. Saat dokuzu yirmi geçiyordu. Birden onu boğazından yakaladım ve kafasını yanımdaki kütüğe vurdum ama kız kısa bir süre sonra kendine geldi. Bunun üzerine elimdeki makası boynuna sapladım. Epey kan kaybetti Kısa bir süre lanet olası tekrar kendine geldi. Kısık bir sesle bana yalvarmaya başladı. Sesine dayanamıyordum. Sinirlendim. O sesi tamamen susturmak için makası kalbine sapladım. Kanın fışkırma sesini dinledim. Bu ses, öteki sesten daha huzur vericiydi.

10.Christine Klein. Pk:'O sıralar hırsızlıkla uğraşıyordum. Bir cumartesi akşamı kendime Wolfstrassede soyabileceğim uygun bir yer arıyordum. Klein ailesinin yaşadığı Cologne Hanı gözüme çarptı. Gece 10–11 sularında yukarı kata tırmandım. Kilitli birkaç kapıyı açtım ama içerde çalabileceğim değerli bir şey bulamadım. Derken içinde küçük bir kızın uyuduğu bir odaya geldim. Çocuğun başı cama dönüktü. Sol elimle kızın ağzını kapattım ve sağ elimle kızın boğazını sıkmaya başladım. Kız uyandı ve debelenmeye başladı ama sonunda bilincini kaybetti. Cebimde taşıdığım küçük ama keskin bir bıçak vardı. Kızın başını kucağıma aldım ve bıçağımla birden boğazını kestim. Belli bir müddet kanın akışını seyrettim. Sonra kızı yatağa yatırım üstünü örttüm. Odadaki izleri sildim ve kapıyı kızın üstüne kilitledim.

11. Charlotte Ulrich. PK:'Kızla bir bardak bira içtik. Sonra Grafenberg koruluğuna gittik. Kız karanlıktan korkuyordu. Onu sakinleştirmek için birbirlerini seven çiftlerin hep buraya geldiğini ve el ele dolaştıklarını söyledim. Onu AŞKLAR GEÇİDİ denen gizli bir yere götürdüm. Manzara karşısında büyülenen kız daha ne olduğunu anlayamadan, çekicimi çoktan kafasına indirmiştim. Kız bir çığlık attı ve yere düştü. Yeteri kadar kan göremiyordum. Bu yüzden kızın başına var gücümle bir kaç kez daha vurdum. Kızın başının kanlar içinde kaldığını görünce onu orada tek başına, o vaziyette bırakıp gittim.

Vlad Tepesi Efsanesi

Image:Vlad.dracula.jpg 

             Yolunuz Romanya'ya düserse ve tabii vampirlere merakliysaniz    eger,Wallachia bölgesinde yani ünlü Transilvanya'da Arges Irmagi'nin kaynagina dogru gidin ve sorun;Size tarif edlin yerde bir sato yikintisi bulacaksiniz.Iste orasi KONT DRACULA'nin yada asil adiyla VLAD TEPES in satosudur.1456 da Vlad buraya hakimdi.Satonun stratejik uygunlugu çok isine yariyordu,sarp kayalarin tepesinde ulasilmaz bir yerdeydi.Vlad in amaci Boyarlari kölelikten kurtarmakti.O dönemde Wallachia da iki sinif vardi.Köleler ve Boyarlar yani aristokrat sinif.Osmanlilar in baskisi nefes aldirmiyordu.Osmanli  tahtinda genç padisah Fatih Sultan Mehmet vardi ve genç sultanin gözü Bizans i yok ettikten sonra Balkanlar'a çevrilmisti.

           

              Tepes,bazi Boyarlar in Osmanlilarla iyi geçinmesine kiziyor,gizli gizli örgütleniyordu.1457 yilinda Vlad bir darbe hazirladi, bir gece yarisi Osmanli taraflisi Boyarlar'in satolarini tek tek basarak tümünü aileleriyle beraber esir etti ve vahset o gece baslamis oldu.  Esirlerini aylar boyunca dolastirarak insan aklinin alamayacagi birbirinden beter iskencelerle öldürdü.Kadin yasli çocuk kimseyi dinlemeden çirilçiplak soyuyor,uçurumlardan asagi atiyor,derilerini yüzüyor,açliktan öldürüyor,buzlu sularda boguyordu.Vlad in vahseti akil almaz boyutlardaydi ne varki bu daha baslangiçti ve asil vahset henüz görülmemisti...

                 Osmanli birlikleri olan  bitenden  haberdar olmus ve bölgeye girmisti.Tepes önce bir kaç çatisma kazandi ve esir ettigi yaklasik 20 000 Türk'u feci sekilde öldürdü; çogunun kavuklarini basina çiviletmis ve sonrada kaziga oturtmustu.Tam anlamiyla çildirmisti.Yag kazanlari kaynatiyor insanlari içine canli canli atiyor,kesik baslarindan kuleler yapip karsisina geçip keyifle sarabini yudumluyordu.Iste Kazikli Voyvoda ünvanini o zaman kazandi çünkü esirlerini canli canli yaglanmis kaziklara oturtuyordu. Böyle bir ölüm ise günlerce sürüyordu...

                    Sonunda Osmanli ordusu Vlad'i satosunda kistirdi ama satoyu almak çok zordu.Satonun bes kulesi vardi ve sarp kayalar top atesini engelliyordu.

                     Efsaneye göre,satoda uzaklara açilan bir geçit vardi.Osmanli askerleri canla basla savasirken çevreden Vlad'in baska bir yerde oldugu haberini aliyor ve moralleri bozuluyordu.Sonunda Voyvoda'nin orada olmadigindan emin olarak geri çekildiler fakat savas henüz bitmemisti. Sürekli Türklerle savasan Vlad,gerileye gerileye Poenari'de kusatildi.Karisi kuleden irmaga atlayarak intahar etti.Söylentilere göre karisini çok seven Vlad onun ölümüne dayanamamis ve ruhunu seytana vererek bir iblis e dönüsmüstür.Efsaneye göre Vlad bu kusatmadanda kurtulmus fakat sonradan bir suikaste ugrayarak öldürülmüstür.Basi kesilmis,bedeni kayalardan asagi atilmistir.Cesedi toplayan rahipler bir Snagov manastirinin gizli bir mahzenine gömmüslerdir.Osmanlilar kaleyi ele geçirmis yakip yikmis ve intikamlarini almistir fakat hiç bir zaman Vlad in cesedine ulasamamislardir.

                     Aradan yillar geçtikten sonra Prof.Flerescu Vlad Tepes efsanesini arastirmaya baslamistir.Buldugu bir belgede Vlad'inkurbanlarinin kanini içtigi ve ölümsüzlük pesinde oldugu yaziyordu.Dracula "Seytanin oglu" veya "Ejderhanin oglu" anlamindadir.Vlad I daha prensken babasi Dracul diye çagiriyordu.

''Potter'''s Gary Oldman: See his freaky roles | 12754__dracula_l

                     1977 de çok garip bir olay meydana gelinceye kadar Dracula bir korku filmi, Vlad Tepes ise tarihin karanlik  sayfalarinda  kalmis  bir isimdi.Amerikali gezgin olan Vincent Hillyer,izin alarak bir gece Dracula nin satosunda kaldi ve o gece saldiriya ugrayarak boynundan isirildi ve bir efsane daha dogdu.

 

                       Vlad Tepes in akibeti hakkinda kesin bir bilgi olmamakla beraber günümüz Vampir efsaneleri onun sayesinde kurulmustur.Hiç kimse hiç bir zaman onun gerçekten bir vampir olup olmadigini gerçekten bilemedi.Fakat herkesin üzerinde birlestigi tek sey onun insan aklinin alamayacagi vahsette katliamlar yaptigi ve ruhunun karanlik bir yüzü oldugudur.Kim bilir.. Belkide  Vlad Tepes gerçek bir vampirdi ve belkide su an hala aramizda yasiyordur...

 Elizabeth Bathory

KAN EMİCİ KONTES 

              Vampir miti,"Blood Countess" olayı gibi birkaç olağandışı bilgiden yola çıkılarak ,tarihsel bir olgu gibi gösterilebilir. 

              16. yy Macar Kontesi Elizabeth Bathory'nin yaptıkları ,korku hikayelerine rakip olacak cinstendi. Bazıları O'nun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de ,işlediği suçlar "kötü" kavramının çok ötesindeydi.Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring -Gould'un "The Book Of Werewolves " adlı kitabına rastladı.Bu çalışmada "Blood Countess" denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu.Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker'ın Kont Drakula'yı yaratmasında esin kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth'in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya'da bir prens olacaktı. 

        Elizabeth iyi eğitim görmüş,akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla ,uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı. 

            Söylendiğine göre Bathory, çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür.

 

              Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi. İddiaya göre Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan bir çok ısırık almıştır. Blood Countess 'ın genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayelerde vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir.Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten varolmuş ve şeytanca işler yapmıştır. 

              Ölü sayısı arttığında Bathory'nin uşakları cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı.

 

             Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu.1611 yılında yapılan 2 duruşmada Bathory'nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı.Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde ,uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından Kontes'in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına ,ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O'nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Bathory'nin hayaletinin ,anavatanı olan Karpatya'da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler. 

            Elizabeth Bathory'nin hikayesi bize, vampir efsanelerinin, akli dengesi bozuk bir katilin gerçek hayatta yaptıklarının yanlış yorumlanmasıyla ne kadar fazla desteklenebileceğini ve cahil insanların inançlarını nasıl beslediklerini göstermektedir.

 

 

Evet birazcikta cont draculanin satosunu CAN DUNDAR'da dinliyelim:=)

  Transilvanya'dan geliyorum!

Kont Drakula'nın şatosunda...

Meşhur Drakula'nın bizim tarih kitaplarındaki Kazıklı Voyvoda olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi niye ancak kalbine kazık çakılarak öldürülebildiğini anlıyor musunuz?

Drakula'nın şatosuna mı gitmek istiyorsunuz? Yolu tarif edeyim: Bükreş'e uçun. İstanbul'dan 50 dakika... Bir araba kiralayın. Braşov yoluna doğru sürün.
Şimdi Transilvanya topraklarındasınız. Romanya kırsalında, yemyeşil ormanlar ve güzelim kasabalar arasından geçecek, Karpat Dağları'nı aşacaksınız.
Ve karşı yoldan gelen araçların arada selektör yapıp az ilerideki trafik kontrolünü haber vermeleri sayesinde hiç yabancılık çekmeyeceksiniz.
Yaklaşık üç saat sonra Bran'a geleceksiniz. Burası, Drakula'nın şatosunun, oradaki tabirle "kalesinin" olduğu kasaba...
Yolboyu rastlayacağınız "Vampir Kamping", "Kurt market" türü tabelalardan "olay mahalli"ne yaklaştığınızı anlayabilirsiniz.
Az sonra heybetli bir kale karşınıza çıkacak.
İşte Drakula'nın şatosundasınız.
Kalenin önüne kurulu alışveriş merkezinde türlü çeşit vampir tişörtleri, Drakula heykelcikleri satılıyor.
Kalenin bahçesindeki küçük göletler, serin koruluklar, ürkütücü mezarlıklar, şatoya hazırlıyor sizi...
Nihayet Drakula'nın şatosundan içeri adım attığınız anda, gıcırdayan ahşap yer döşemeleri, rüzgarla uğuldayan kapılar, titreşen pencere pervazları, vitrinlerdeki ortaçağ eşyaları, aniden zuhur eden gizli merdiven geçitleriyle kendinizi Hollywood yapımı bir korku filminin setinde hissedeceksiniz.

Drakula'sız Drakula şatosu
 Tuhaf olan şu ki, etrafta Drakula'nın adı bile geçmiyor. Tersine her yerde Rumen hanedanının şatoda çekilmiş fotoğrafları asılı...
Az sonra anlıyorsunuz ki bu kale, hanedanlık döneminde Rumen kralının yazlık sarayı olarak kullanılmış.
Kont Drakula mı?
Onun adı, sadece çıkıştaki kitapçıdaki bir broşürün kapağında yazılı... O broşürü alıp okudum ("Dracula: Myth or Reality", Bran Museum, 2005).
Özeti şu: "Kont Drakula diye biri yoktur."
Nasıl olur?
Bütün turizm broşürlerinde, pazar tişörtlerinde, Hollywood filmlerinde adres olarak burayı gösteren vampir, bu evde oturmamış mı yani?
"Hayır" diyor broşür;
"Bu evde oturan adam Drakula değildi. Drakula diye nam salan ev sahibinin gerçek adı Kazıklı Voyvoda'ydı."
Evet, bizim tarih kitaplarındaki Kazıklı Voyvoda'nın ta kendisi...
Medyanın anlı şanlı bir tarih figüründen nasıl hayali bir canavar yarattığını özetlemeye çalışayım şimdi...


 Kazıkta 25 bin Türk esir

"Kazıklı Voyvoda" konusunda Türk tarihçilerle Rumen tarihçiler tamamen zıt bilgiler veriyor:
Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın "Osmanlı Tarihi"ne (TTK, 1995, II. Cilt, 73-77) göre Kazıklı Voyvoda'ya kendi milleti olan Ulahlar da "Vlad Çepeş", yani "Cellad Vlad" derlerdi.
1456'da voyvoda olmuş, hem mezalimiyle nam salmış hem Osmanlı'nın epey başını ağrıtmıştı.
Uzunçarşılı, Eflak Prensi Vlad'ın Osmanlı sarayında yetiştiğini belirtiyor.
Rumen kaynakları ise Vlad'ın Osmanlı'nın elinde esir düştüğü inancında; ihanetle suçlanıp hapsedildiğini, bu hapislik döneminde Osmanlı sistemini, askeri tekniklerini, hatta dilini öğrendiğini yazıyor.
Türklerin desteğiyle kendi ülkesine voyvoda olarak atanmıştı.
İlk zamanlar devlete sadık görünür, her yıl vergisini getirip verirdi.
Ancak, yine Uzunçarşılı'ya göre "Macarlarla anlaşıp sadakatten ayrılarak Bulgaristan taraflarına sarktı ve epi fenalık yaptı."

Memeleri kesilen kadınlar
"Osmanlı Tarihi"nden okuyalım: "Pek zalim olan ve öldürmek istediği kimseleri kazığa vurarak onların ortasında yemek yemekten zevk duyan, rivayate göre fakirleri ziyafete davet ederek sofra masasıyla beraber bu zavallıları yaktıran, kadınların memelerini keserek onların yerine çocuklarının başını çaktıran ve daha bunun gibi tüyler ürpertici facialar yapan Vlad Çepeş'in Macarlarla ittifak ettiği duyulunca hakkından gelinmesi kararlaştırıldı."
Osmanlı bunu ona sezdirmeden gerçekleştirmek için bir plan yaptı:
"Kendisi bir taraftan Rumdan dönme Slistire Beyi katip Yunus Bey vasıtasıyla ve yaldızlı sözlerle İstanbul'a davet edildi. Öte taraftan da Niğebolu sancak beyi Çakırcı Hamza Bey'e her ne suretle olursa olsun Vlad'ı elde etmesi emredildi."

"Padişah müteessir oldu"
Sonuç mu? Vlad komployu fark etti ve hem Yunus Bey'i hem Hamza Bey'i kollarını ve bacaklarını kesip kazıklara vurdurdu.
Hamza Bey daha yüksek rütbeli olduğundan daha yüksek bir kazığa oturtulmuş, kesik başı da Macar kralına yardım talebi niyetine yollanmıştı.
Cellad Vlad bununla da kalmadı; nehir boyu şehirlerini katliam yaparak yağmaladı; 25 bin kişilik esir kafilesiyle Eflak'a döndü.
Bu, açıkça harp ilanıydı.
Padişah Fatih Sultan Mehmet "çok müteessir olmuş", yani deliye dönmüştü.
Tez elden sefere karar verildi. 

Karargahı bastı
150 bin askerlik Osmanlı ordusunun öncü birliğini yöneten Mahmud Paşa Tuna'yı geçip Eflak'a yürüdü. Ama Vlad'ın ordusunu bulamadı. Bunun üzerine Padişah, 25 kadırga ve 150 nakliye gemisiyle Karadeniz'den Tuna'ya girip Vidin'e kadar gitti.
Vlad halkını ormanlara saklamıştı.
1462 yılında 16 Haziran'ı 17'sine bağlayan geceyarısı Türk savaşçıların giysileri içinde, Otağ-ı Hümayun'u, yani padişahın karargahını bastı. Ama bastığı yer, karargah değil, kumandan çadırlarıydı. Büyük panik yarattıysa da fazla zayiat verdiremedi.

Korkunç gösteri
Rumen kaynaklarına göre, ordusuna güvenini kaybeden Sultan, o gece Tuna kıyılarına geri döndü.
O kaynaklardan okumaya devam edelim:
"Lidersiz kalan Türk orduları da Tuna'ya doğru çekildiler. Ama Targovişte yakınlarında onları korkunç bir gösteri bekliyordu:
Geçtikleri orman, ağaçlara asılmış ya da kazığa oturtulmuş Türk esirlerle doluydu. 5 kilometrelik yol boyunca 25 bin erkek, kadın, çocuk diri diri kazığa geçirilmişti. Asker, aklını yitirecek duruma geldi."
Vlad zaferini kanıtlamak için Tuna yoluna kadar onları taciz etmeyi sürdürdü. Kuyuları zehirledi, ekinleri yaktı, hayvanları öldürttü. Orduyu sıcakta aç ve susuz bıraktı. Hapishanedeki cüzamlı ve vebalı mahkumları salıverip salgın yarattı.

Vlad'ın sonu
Bu, tarihin Rumen versiyonu...
Türk tarihçilere göre ise Vlad'ı takip eden Osmanlı ordusu karşılarında kuvvet göremeyince orduya gerekli 200 bine yakın at ve yük hayvanını yedeğine alıp geri döndü.
Ya Vlad?
Türklere göre önce Moldavya'ya, sonra Macaristan'a sığındı. Osmanlı'yla iyi geçinmeye çalışan Macar kralı tarafından hapsedildi.
Rumenlere göre ise Vlad'ın sonunu getiren Osmanlılar değil, onun "kardeşi kardeşe kırdırma taktiği"ydi. Vlad'ın kardeşi "Güzel Radul" voyvoda yapılınca halk ikiye bölünmüş, sonunda Vlad ülkeyi terk etmek zorunda kalmış; Radul da Osmanlı hazinesine her sene 12 bin duka vergi vermeyi kabul etmişti.



Drakula'nın yaratılışı

Peki bizim Kazıklı Voyvoda nasıl "Drakula" namını aldı? Rumenlerin ilginç bir açıklaması var:
15'inci yüzyıl başlarında, Osmanlı tehdidine karşı Avrupa bir siyasi-askeri birlik kurmaya karar vermiş. Bu birlik, çok sınırlı sayıda basılan bir sikke ile tescil edilmiş. Sikkenin bir yüzünde Vlad'ın simgesi olan ejderha resmi varmış. İngilizcede "Dragon" olarak bilinen ejderhanın Romanca karşılığı "Dracul" imiş. "Drakula" ismi oradan gelmiş.
İrlandalı yazar Bram Stoker 1897'de Vlad'ın öyküsünü romanlaştırırken onu gündüzleri mezarında uyuyan, geceleri ortaya çıkan bir vampir olarak resmetmiş. Stoker'ın kitabı 5 milyon kopya satarak, İncil'den sonra en çok basılan eser unvanını almış. Bu başarı turizmcilerin, sinemacıların, gazetecilerin iştahını kabartmış. Ve yaratılan vampir, bir anda medya kahramanı haline gelmiş.
Bu gelenek hâlâ sürüyor.
Rumenler ise hâlâ Drakula'nın bir cani değil, zenginlere şiddet uygulayan, yoksulların dostu bir Robin Hood olduğunda ısrar ediyorlar.
Cellat mıydı, Robin Hood mu, bilmem; bildiğim, Irak işgaline katılan Rumen birliklerinin askeri kampına "Drakula kampı" adı verildiği...
Bu isim, Drakula'nın ne mene bir adam olduğunu kanıtlıyor.
Romanya'da Drakula'nın izini bulamadıysam da, sosyalist rejim sonrası Bükreş'e üşüşen uluslararası sermayenin dişlerini görünce Drakula'yı görmüş kadar oldum.


 Satılık şato

Bran kalesi 1212'de inşa edilmiş. Kazıklı Voyvoda'nın şatoyu sık sık ziyaret etmesinden dolayı "Drakula'nın şatosu" olarak nam yapmış.
Hanedan döneminde şatonun sahibi olan Kraliçe Marie, 1938'de şatoyu kızı Prenses İliana'ya miras bırakmış.
1948'de sosyalist Rumen yönetimi şatoyu kamulaştırmış.
Çavuşesku devrildikten sonra şato 26 Mayıs 2006'da Veliaht Domini Von Habsburg'a törenle iade edilmiş.
Romanya'nın her dönemine tanıklık eden ve Drakula filmlerinde set olarak da kullanılan şato, şimdilerde müze olarak hizmet veriyor.
Ancak Romanya yönetimi bakım masraflarıyla başa çıkamadığı şatoyu geçenlerde 100 milyon dolara satışa çıkardı.

 
 
 

Bakalım vampir meraklısı hangi ülkeden spaceme uğramış:=)Bu harita 13.12.2007 tarihinden itibaren geçerlidir.:=) 
 
 

Locations of visitors to this page

 

 

Banner Maker

 

 


 Bu visitor 09.04.2009 11:08 saat dilimi ile geçerlidir..

free counters

评论 (10)

请稍候...
很抱歉,您输入的评论太长。请缩短您的评论。
您没有输入任何内容,请重试。
很抱歉,我们当前无法添加您的评论。请稍后重试。
若要添加评论,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
您的家长禁用了评论功能。
很抱歉,我们当前无法删除您的评论。请稍后重试。
您已超过了一天之内允许提供的评论数上限。请在 24 小时后重试。
因为我们的系统表明您可能在向其他用户提供垃圾评论,您的帐户已禁用了评论功能。如果您认为我们错误地禁用了您的帐户,请联系 Windows Live 支持部门
完成下面的安全检查,您提供评论的过程才能完成。
您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。

若要添加评论,请使用您的 Windows Live ID 登录(如果您使用过 Hotmail、Messenger 或 Xbox LIVE,您就拥有 Windows Live ID)。登录


还没有 Windows Live ID 吗?请注册

Aya fatoş ablacım teşekkürler:=)Teşfik etmişsin Alanıma bir mutlu oldum sorma:=)
2 月 14 日
akfatma发表:
walla süper hazılamışın kıs ellerine sağlık

2 月 14 日
Teşekkürler....
2 月 13 日
arkadaşım süper olmş ellerine sağlıkk
1 月 28 日
pek sanmıyorum ama sen öyle diyorsan yorum yok!!!!buarada ziyaret için teşekkürler
9 月 4 日
kayayılmaz发表:
 kabul ediyorum bende bi wampirim
9 月 3 日
Yorumlarınız için teşekkür ederim.Her eleştiriyi göz önünde bulunduruyorum:=) 
9 月 19 日
bce harika asla okurken sıkılmadım çok güzel olmuş resimler falan harika  
9 月 14 日
ARKADAŞ..OKUMAK..BİRŞEYLER ..YAZMAK  ÇOK GÜZEL...!!AMA PES ,BU KADARDA DEĞİL..SENCEDE SAYFAYIDA KENDİNİDE..OKUYANLARI FAZLA YORMADINMI.!..TAVSİYEM BİRAZ,EKRANI VE YAZDIKLARINI DARALT..YOKSA ALANINI GEZENLER DARALACAK..!!UMARIM ELEŞTİRİYE AÇIKSINIZDIR...YENİLİKLERİNİZİ GÖRMEK DİLEĞİYLE...
3 月 27 日
DELİİİİİ发表:
bu alemin en tatlı en sıcak ve iyi yürekli tek vampirisi sensin canım benim ya kıs sen daha bi karıncayı incitemiyon kanımızı nasıl emcen hehehehe.valla benimki sana feda olsun derdim ama yookki kan verim anam yoksa biiyon dükkan senin canımsınn sen iyiki varsın iyiki tanımışım seni seni seviyorum nefiş paremmm
11 月 9 日

引用通告

此日志的引用通告 URL 是:
http://vampirellasifen07fb.spaces.live.com/blog/cns!1480633AE567BC6F!115.trak
引用此项的网络日志