±†WamqireS†±'s profile–•(-•† му ναмριяє нєαят...PhotosBlogListsMore Tools Help

–•(-•† му ναмριяє нєαят †•-)•-

ßiR CığLıKTı YaLNıZLığıM HéPiNiZ Mi SağıRDıNıZ!!!
Loading...
Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic
18 November

Yine kayboldum....

 
Evet sevgili spaces arkadaşlarım yine bir süre aranızda bulunamayacağım malesef....Okul denen lanet  yine başladı=)Arada bakarım tabiiki..Ben yokken alanıma yorum ve profilime mesaj bırakan herkese şimdiden sonsuz teşekkürler..Gelince karşılıkları verilecektir..=)Herkesi seviyorum...Görüşürüz....
29 April

Şimdilik Döndüm!!!

 
 
 
Bedenin özgür kalsa neye yarar,Acıtır ruhunu içinde kalanlar......Dönemezsin artık geriye,Tek yön seçtiğin tüm yollar!!!!
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Sonunda döndüm.Ama heran kaybolabilirim:=)Psikolojime bağlı..Hoşbulduk...(Hoşgeldin diyenlere bu cevap:=) 
 
 
 
 
 
 Acı bir seslenişti benimki sadece kimse duymuyordu sağırdınız hepiniz sessiz düşüncelerim vardı hayattan beklentilerim vardı görmediniz sessiz bir haykırıştı sadece hayata inat yaşama ümitleri ile dolu bir haykırıştı sadece heyy sen ne duruyorsun sende çal hayallerimi vur yok et yine ez beni deli de salak de şizofrenik ruhum intihara meyilli yine et yığının içinde haykırıyor yeter dercesine benmi sadece acı bir seslişti benikisi karanlığın içinden hani olur biri duyar dedim sağırdınız hepiniz bedenim isyanlarda ruhum ise karanlıkta tutsak yine bak saat yine 3 odamdayım yine 4 duvar arasında ve her zamanaki gibi yazıyorum saçmalıyorum kendimi bırakıyorum yine karanlığa dalıyorum yine soğuk bir kış sabahına gözlerimi açıcam içime bir acı saplanıyor kalkıyoum bulundupum yerden toparlanıyorum bir anda her şeyi bırakıp pencereye çıkıyorum yakıyorum yine lanet sigaramı gökyüzüne bakıyorum sessizliği dinliyorum içimde bir kırgınlık…
Dedim ya benimki acı bir seslenişti sadece..sağırdınız hepiniz…
 
 
 
 
 
 
 
 
11 April

..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık‡±::..

 

Hêr §ïÿâh Gïÿêñ SA†ANİS† Ø£mâz!!!

 

 

Bügün öyle dolaşıyordum nette tabi aklım yine bloggumda:=(Bir umut belki açılmıştır edasıyla dolaşırken google'a bloggumun adını bir yazdım maşallah çok siteyle karşılaştım.Forumların imzalarında,kişisel web sayfalarında ..::±‡İçİmİzDeKi KaRaNLık!‡±::.. yazısıyla karşılaştım.Aslında hoşuma gitmedi değil..Hadi forumdaki imzaları anladımda bu web blog sayfalarında çok sitemin adını kullanana rastladım.Az evvelde spacese rastladım koptum.Logoma kadar alıınmış ve kaynak ortada yok..İlle yani resmin üzerine adımımı yazmam lazım:=)Ama şunu unutmamak lazım ki "HER ZAMAN SURETLER,ASILLARINI YÜCELTİR" yani...Blog sayfamdaki bütün yazılar bana ait değildir.Mümkün mertebe kaynakları belirttim.Hatta çok yazıp  aradan 3 ay geçen ve kaynak yerini hatırlamamda tekrar yazmamda cabası:=)Allahtan bazen hafızam işime yarıyor yani..Benim blogdan alıyon bari yaz bir zahmet nerden aldığını.Neyse bloggum servisi açılana kadar beklicem malesef:=(Açılana kadar http//wampirsifen.blogcu.com/'da paylaşımlarıma devam edeceğim.

 

 

 

Dayanacak Halim Kalmadı:=(

Masum Değiliz Hiçbirimiz!!!!

 

 



 

 ±‡İcİmİzDeKi KaRaNLik!‡±gothic,sacred,gothic,gizemli,karanlık,gothicturkey
 
 
 
 
 
 

05 September

Victorica Frances..

Photobucket

 
 
 
Thanks
«†» Ąɳgεʆ Ëyε§ «†» spaces
26 June

Hiç bitmez benim denemelerim:=)

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
     
 

BİR KADINI AĞLATIRKEN

Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin,

çünkü Tanrı gözyaşlarını sayar...

Kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı, öyle olsaydı ezilirdi...

Üstün olmasın diye başından da yaratılmadı.

Ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye...

Kolun biraz altında korunsun diye.. Kalp hizasinda sevilsin diye...


 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   

 

 

 

 

   

 

s/O’na yakınım, sana uzak..

Pandoralar yüreğimde tutsak...

Hayat paylıyor düşlerimi...

Kurduğum kentlerin orta yerinde günahkar bir acının,

Hüzünle yoğrulmuş gülüşü oluyorum.

Soyut bir imgenin üzerinde iğne oyasıyım,

Ve ben bile dokunamıyorum.

Geç kalmışlık ve inilti çıngırakları var kahırlı geleceklerde,

Düşlediğim tarihin ertesinde...

Yok oluşlar biçiyor artık kefenimi

Ve yarınlara ektiğim sızılar...



Tek çare; s/O’na yakınım, sana uzak...

Tek gidişlik yolun kaldırımları ak...

İhanetin kursağında kalmışlıklarım var,

Yakın tarihli alacaklarım var,

Ve ben açmadıkça inadına kapanmaz sayfalarım...

Bu düzlük birazda kumpas...

Yolun sonunu uçurum köprüleri...



s/O’na yakınım, sana uzak...

Kan tutuyor beni...

Yanışım ilk değil nasılsa,

Dumanım ezelden beri tütüyor.

Hangi sona daha yakınsa sonum,

Orada giydirsin hükmümü,

Ki ben rengimi kızıl gölgelerin nefesinden alıyorum...

Ve dilimde aynı cümleyle başlıyorum “dua”ma

“s/O’na yakınım, sana uzak”...

 

 


 

      
 



WamqireS
 Image and video hosting by TinyPic
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

ölümler çıplak gelir

geceyi indirir yavaşça gözlerine

benden geçmek kolay değil 

feryat eder dilim hüzünlere

yayılır nefesim çiçeklere

ay ışıldar soğuk bedenimde

ayrılmak hiç kolay  değil

feryat eder dilim ateşlere

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

img157/4395/aaaar4lq2.gif

img187/5852/y1puloheadntrnqxmskj4ygyd8.gif 

 

Bu Gece Son Defa Agliyorum Senin Için

Bu gece son defa agliyorum senin için,
uzun zamandir ilk kez ama bu defa farkli,
seni silmek için kalbimden,
son kirintilari son senleri atmak için kalbimden.

Yalniz kalmak istiyorum kalbimle,
ona tekrar bakarken seni hissetmek,
seni görüp, sana dokunmak yani
aci çekmek istemiyorum artik.

Birgün karsima yine çikacaksin biliyorum
bir gün yine üzmek isteyeceksin beni,
ama bu sefer farkli olacak,
çünkü içimde sen olmayacaksin.

Bu gece son defa agliyorum senin için
gözlerimden akan sey yas degil aslinda,
sensin.
Tek tek dökülüyorsun gözlerimden
parça parça çikiyorsun bu gece.

Kalbimi tekrar istiyorum çünkü
Ona yeni bir sahip buldum.
Belki üzüleceksin bilmiyorum
çünkü sen herseye ragmen bencilsin
ve düsünüyorsun beni gizlice.

Karsima çikmaktan nasil korkuyorsun,
benim sesimi duymaktan.
Benimle konusurken neden titriyor sesin ?
Neden uzak duruyorsun benden ?
sen bilmesen de ben biliyorum güzelim
çünkü sevinmemden korkuyorsun kendince,
ama yaniliyorsun bunu bil
artik sevinç yok senin adina
çünkü senin adinda yok kalbimde.

Senin için son defa agliyorum bu gece
ilk defa içimde açan bir günesle.
uzun bir kisti zorlandim ama,
gördügüm bir bahar biliyorum,
dokunuyorum ona isiniyorum artik.

Bunun zamani gelmisti biliyorum
bu defa yanilmiyorum, yanilmiyorum çünkü
görüyorum uzak tepelerdeki çiçekleri
inceden kokulari çaliniyor burnuma, kokluyorum
ve bunu herseyden çok seviyorum.

Senin için son defa agliyorum bu gece
içimde kalbime gözlerini açan çok güzel bir bebekle.
Artik ölmüs senin küllerini atmanin vakti gelmis,
bak iste son damla da düstü gözümden
artik seni sevmiyorum..

img157/4395/aaaar4lq2.gif

img187/5852/y1puloheadntrnqxmskj4ygyd8.gif

 
 
 
 

 

 

SEN SAYFAMI GEZENRaiders tickets KİŞİSİN:=)


                      Space sayfamda  dakika  saniye kaldınız.Tekrar beklerim...

 

 

 

    

Şimdi tabi aşağıdaki sayacın açılımını yapmak lazım:=)  Gesamt  Bütün , Gestern  Dün , Heute  Bu Gün , Online  cevrim içi  demek:=) 

Bu sayac 03.11.2007 den itibaren geçerlidir:=) 

 

 
07 June

Heycan yok Gene Deneme yaptım:=)

 

  

 

 

 
 
 
 
Şimdi sen gideceksin ve ben arkandan bakakalacağım. Dur diyemeyeceğim, sesim çıkmayacak. Susuşlarımda saklı kalacak duygularım ne kötü... Söz geçiremeyeceğim göz yaşlarıma akacak. Saklayacağım görmeyesin diye, beceremeyeceğim. "Ağlama" diyeceksin bana, seni dinlemeyeceğim. İçimde biriken ne varsa gözlerimden taşacak dışarı. Dokunmak isteyeceksin, başımı geri çekeceğim öfkeyle. Kızgınım gidişine çünkü, öfkem bir dağ gibi büyük. Ne varsa hayata dair alıp götürüyorsun benden farkında değilsin. Ya da farkındasın ama değilmiş gibi davranıyorsun. Sen kendi yolunu çiziyorsun şimdi ve doğru bildiğini yapıyorsun. Bense binlerce yanlışın ortasında tek başınayım. Oysa beklediğim sevgiliydin sen. Yorgun dünlerden damıtılmış, kimliksiz sevdalardan süzülmüş aşkımın tek sahibi. Sanki seni aramıştım yıllarca da , ararken aşk niyetine yabancı kollarda uyumuştum. Bu yüzden kimse kandırmadı beni, dindirmedi aşka susamışlığımı. Hep eksikti hep yarım. Ne yazık ki "Bu kez tamam" dediğimde de yarım kaldığımı görüyorum. Belki de sevmeyi beceremiyorum ben.

Öyle ya, deli sevdalar bana göre değil belki de. Dümdüz, heyecansız, içimdeki kuşlar kanat çırpmadan ve tutkuyu kanımda hissetmeden yaşamalıyım aşkı. Buna aşk denirse tabii.. Bu yarım kalmışlık duygusu yok olur mu o zaman? Peki sen biliyor musun bu acıya katlanmaların ilacını? Bu yürek sancısını ne dindirecek? Bu geceler nasıl geçecek? Söyle yar, içimi kor gibi yakan bu ateş nasıl sönecek?
Acelen var biliyorum. Gideceksin, yaşanmamış zamanları da beraberinde götüreceksin. Bunu hiç istemiyorum. Ne berbat bir duygu bu.. İstemediğim bir şeyi yaşıyorum ve buna engel olamıyorum. Benden bağımsız gelişiyor her şey. Çarpmanın etkisiz elemanı gibiyim. Ya da bir savaş filminin daha ilk karesinde atılan ilk kurşunla düşüp ölen ve bir daha da hiç görünmeyen figüran...
Haydi git, bu yol senin yolun. Dilediğince özgür at adımlarını. Kendin için iyi olanı yapıyorsun ya ne önemi var gerisinin. Yaşadığımız kısa günlerin anısına sığınır, atlatmaya çalışırım bu acıyı. Sensiz olmaktan daha kötü ne olabilir bu hayatta? Bir insanın başına en kötü şey gelmişse başka hiçbir şeyden korkmuyor.


Bir tek seni kaybetmekten korkuyordum. Oda geldi başıma..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
692141-1-1.jpg picture by WamqireS_85 
 
 
 
 
 
 

Bazen susmak gerekiyormuş,bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına..
Anlamaya çalışmak saç...ık..!Anlamadan yaşamak gerekiyormuş..Ama bazen!
Unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına..
Zaman değilmiş gideni getiren..
Aslında zamanmış var olanı g*türen..! 
 
 
 
 
 
 
                                                                                                                           

 

09 April

Korkularım...

 

Toprağa Verilmiş Bi Ölü Gibi Yaşıyorum.



Burası benim yalnızlığıda,karanlığıda aynı solukta yaşadığım…
Benliğimin diğer uç bucağındaki kaybetmişliğin tek adresi!
 
 
 
 

YARADANA KURBAN

Tırnakları uzuyor İstanbul'un
Kirli bir masmavi
Ama ne kadar yaraşıyor yarabbi
Bu tırnaklar bu deli parmaklara
Ve ortayla işaret arasında mütemâdi bir cigara
Giderek minareler oluyorlar

Yaşıl bir köprüye rastladım demin
Bir diyeceğim yok dedi martılara
Başımı döndürmeseler
Başımı döndürmeseler böyle

Ben de dedim ki Allah'a
Feriştâhın gelse yaradamaz bu güzelliği
Sen bir turistsin amcabey !

Can Yücel

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Sonsuzluk Önümdeydi Hep Ama Gidemedim Senden Uzağa!!!!
Herkes  Düşman ,Herkes Riyakar;Bir Tek SEN Kaldın Yanımda!!!!
 
 
 
 
  
 
hayat bir kez daha ağıtlar yakıyor günahlarıma...aynaların aykırı titreşimlerinde görüyorum ruhunu.Tutunmaya çalıştıkça nefeslerime ellerin itiyor beni yine kendi içime ve sözlerinle baş başa kalıyorum..

 
 
 
 

 
 
 Photobucket
 
--------------------

Annem aldı büyüttü beni
sonradan çıktım sokaklara
evim sokaklar oldu
gözlerimle göremediklerimi
kalbimle gördüm
kulaklarımla işitemediklerimi
ruhumda işittim
annem aldı büyüttü beni
korkular diyarına gönderdi
bır çocuktum büyüdüm
erkek oldum, özgür oldum
sonradan gürdüm korktum
annem aldı büyüttü beni
karanlıklar ülkesine gönderdi
karanlıkta kaldım
korktum, korkutuldum
sonradan görmeye başladım
ve sonradan duymaya basladım
duygularımı anlatamadım
korktuklarımdan kaçamadım
annem aldı büyüttü beni
sonradan öldürdü
ruhumda canbuldum ve
ruhumu sattım şeytana
sonradan oldum böle
sonradan olanlardanım ben
sonradan ölenlerden
ve sonradan dirilenlerden

-------------------- 
 
 
 
 
 
  
Şırıngayla ruhumu
Uyuşturduğum wakit;
Siyahlara bürünmüş gözlere
Ölüm şiirleri yazdım
Ben ne kadar mahkumsam karanlığa
Benim dünyama girdiğin wakit
Acıların yol gösterdiği
Ruhun zindan edildiği
Bir kabustasın...
Şafak pek uğramaz buralara...unutma!
 
 
 
 
 

İyi & Kötü!!!!

 
 
Cont & Contes
 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

img384/3202/goth1011wwgux6.gif
Leonardo da Vinci 'Son Akşam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı...Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı... Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam, sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu... Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi: 'Ben bu resmi daha önce gördüm... ' 'Ne zaman?' diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı. 'Üç yıl önce' dedi adam.. 'Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti...' İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır... Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...
( Yazar : Paulo Coelho )    

 

 

 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Biliyorum

 
 
 

 

img383/8042/gothicarl7vt5.gif 

 
 

Yağmurda kanatları ıslanmış bir serçe gibiydim sığınacak bir yer ararken çıktın karşıma ürkmüştüm hani kuşlar kanatları ıslanınca uçamazlar ya bende öyleydim uçamıyordum mahkumdun sana gelmeye bir şeyler çekiyordu beni sana adını koyamadığım bir histi bu güven vermiştin gözlerine bakınca hayatın bütün güzellikleri benimle oluyordu sen bambaşka diyarlardan biriydin gözlerin kötülük görmemiş sözlerin kötü söz söylememiş saftın sevgi doluydun rüyada gibiydim sevmeyi o kadar özlemle beklerken aşkı o kadar özlerken hatta aşk bir daha bana uğramaz derken sevdim seni ama… Ama sen gittin

Şimdi her yer karanlık benim için sokaklar ıssız insanlar kötü korkuyorum dip köşe kaçar oldum hayattan anlamsız soluduğum nefes gözlerim eski gibi bakmıyor artık terkedilmişliğin verdiği acı kondu bakışlarıma sözlerim sustu ortada bir beden var ama ruhum da terk etti beni çünkü tüm benliğimle sevdim ben seni hayatımda bir parçaydın aşktın sen var olma nedeniydin ama gittin nedensiz sebepsiz gittin sen gittin ben bittim.

Senden sonra sevemedim çabalım kendimle bir savaşa girdim ama her zamanki kaybettim yıprandım artık sevebilir miyim bilmiyorum bu kalp tamamen sana aitten başkasını sevebilir miyim ben senin gibi olabilir miyim senin gibi bir kalbe bir çok kişiyi sığdıra bilimiyim kalp kırıp üzebilir miyim senin beni ağlattığın gibi bende başkalarını ağlatabilir miyim ya da sen benim gibi olabilir misin gerçekten aşkı tadabilir misin benim gibi yürekli olabilir misin.

Gerçekler ne kadar acı olsa da biliyorum sen aslında bir hiçsin…
Sevilmeyi
Uğrunda gözyaşı akıtılmayı
Benim kalbimde olmayı
Hak ETMİYORSUN

Hak ettiğini buldun artık bensizsin…

 
 
 
 
Bu alttaki logolara tıklamayı sakın ihmal etme:=)
 
 
I.WampirellA 
 

WamqireS

 

2.DarkDeath

 

 

WamqireS

27 December

Orjinal resim ben yaptım:=)

wampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampir
nefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefisw
ampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirn
efiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswa
mpirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirne
fiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswam
pirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnef
iswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswamp
irnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefi
swampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampi
rnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefis
wampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampir
nefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefisw
ampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirn
efiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswa
mpirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirne
fiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswam
pirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnef
iswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswamp
irnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefi
swampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampi
rnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefis
wampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampir
nefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefisw
ampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirn
efiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswa
mpirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirne
fiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswam
pirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnef
iswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswamp
irnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefi
swampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampi
rnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefis
wampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampir
nefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefisw
ampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirn
efiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswa
mpirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirne
fiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswam
pirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnef
iswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswamp
irnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefi
swampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampi
rnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefis
wampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampir
nefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefisw
ampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirn
efiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswa
mpirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirne
fiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswam
pirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnef
iswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswamp
irnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefiswampirnefi

10 November

¨¤»Twilight(Alacakaranlık)Serisi -Stephenie Meyer«¤¨

 

  

 

Evet şu aralar bu kitaplara taktım.Birinci kitabı bitirdim şimdi ikinciye geçicem.Yalnız şunu belirtmek isterim ki kitap filmden daha etkileyici ve açıklayıcı.O yüzden filmden önce bu kitapları okumakta fayda var.. 

 

Yasak meyve/Yasak aşk



Edward'ın Bella'yı sevmesi kesinlikle yasak çünkü ona çok fazla zarar verebilir hatta öldürebilir bile. Ama Edward, Bella'dan uzak duramıyor.. Elmayı tutan ellerin anlamı da Edward'ın ellerindeki aşkları.



New Moon – Yeni Ay

Ölen çiçek




Bu da Bella'yı simgeliyor. O çiçeğin normalde, mutluyken, çok güzel gözükmesi gerekiyor. Ama Edward Bella'dan ayrıldığında, Bella yaşamın hiçbir anlamının kalmadığını düşünüyor bu da onun mutlu bir çiçekten ölmek üzere olan bir çiçeğe dönüşmesine neden oluyor diyebiliriz.



Eclipse – Tutulma

Kırmızı kurdele




Bella'nın Edward'a olan bitmez aşkı ve Jacob'a olan aşkını/sevgisini simgeliyor. (Kırmızı aşk rengidir bilindiği gibi)

Bella'nın Edward ve Jacob arasında bir seçim yapması gerekiyor.. Ve tabiki Edward'ı seçiyor ama kurdelenin tam kopmamış olması da Jacob'la arkadaşlığını hala devam ettirmek istemesi anlamına geliyor.



Breaking Dawn – Şafak Vakti

Piyon ve Vezir


Bella vampire dönüşmeden önce kitaptaki en zayıf karakterdi. Bu da arka taraftaki kırmızı piyonla gösterilmiş.
Piyon - Aatrançtaki en zayıf taş
Kırmızı renk - Bella'nın kanını simgeliyor.

Ama Edward onu vampire dönüştürdükten sonra tüm Cullenlar arasında en güçlü kız haline geliyor ve bu da önde duran beyaz vezirle simgeleniyor.
Vezir - Satrançtaki en güçlü taş
Beyaz renk - Artık Bella'nın kanının olmaması



Midnight Sun – Geceyarısı Güneşi

Zifiri Karanlıkta Doğan Güneş




Bilindiği üzere bu kitap Edward'ın gözünden. Edward hep kendisinin 'karanlıkta olduğunu' düşünüyordu, yani hayatı hiç daha iyiye gitmedi. Şöyle de diyebiliriz ki sürekli geceyarısı olan bir ortamda yaşadı. Ama Bella hayatına girdiğinde, her şeye rağmen dünyasında bir ışık olduğunu farketti. Çünkü, Edward'ın 2. kitapta Bella'yla konuşurken de belirttiği gibi, bella onun için bir tür güneş olmuştu.

 

 

 

 

 

20 July

öylesine...

   

 

 

 

 

 

 

 

SEVMEYECEKSİN!!!
Çok sevmeyeceksin kardeşim bu dünyada hep az seven olacaksın hep kaçan olacaksın ki kovalayanın olsun. Sevmeyeceksin yürekten dilde olacak sevgin sadece. Yalanlar söyleyeceksin aldatacaksın üzeceksin belki o zaman sevilirsin. Kolunda başkası aklında başkası olacak kimseyi ömrünle bir tutmayacaksın bu hayatta bencil olacaksın. Kimseyi mutlu etmek için çırpınmayacaksın. Ağlamayacaksın geceler boyunca kimse için. Ölümü göze almayacaksın. Her şeyin yapmayacaksın kimseyi umursamayacaksın senin için ağlayan gözleri. Düşene el uzatmayacaksın yanlış yapanın yanlışını örtmeyeceksin. Üzülmemek için üzeceksin belki o zaman değer görürsün. Kimseye hak ettiğinden fazla değer vermeyeceksin önemliymiş gibi davranmayacaksın. Hiçe sayacaksın sevgiyi aşkı vefayı belki o zaman değerli bir insan olursun belki o zaman sevilirsin deli gibi… Kimseyi kendinden fazla sevmeyeceksin kardeşim seversen böyle olursun işte eninde sonunda sende isyan edersin bir vefasız yüzünden sevmelere aşka ve hayata. Sende küsersin bir vefasız yüzünden yüreğine… Bir değer bilmez yüzünden yakarsın yüreğini ateşlerde… Ağlarsın kuytu köşelerde. Efkarını gömmeye çalışırsın bira şişelerine yada rakı kadehlerine mezen yalnızlık olur. Sen isyanlardayken böylesine yüreğin yangın yeri iken unutamazken onun gözlerini o yeni aşkları ile gününü gün eder bir yerlerde. Ne hatırlar güzel günlerinizi nede onun için yaptıklarını. Çok sevmişsin değer vermişsin ne fark eder o çoktan unutmuştur seni. O yüzden sevildiğini bilmeden ölümüne sevmeyeceksin… Sonra çok sevende sen olursun ölende sen…
Sevmeyeceksin!
WamqirellA

 
 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

                                                                             

                 

   

 

                                                                                                                                      

              

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    

Anlamı yoktur bazı şeylerin. Yaşarken hata yaparız ve bazı hatalardan artık geri dönemeyiz. Ne kadar istesek de zamanı geri alamayız. Ne kadar istesek de bir telefon edemeyiz. Ne kadar istesek de kıyamet kopmak bilmez. Ne kadar istesek de ateş sönmüştür bir kere. Ne kadar istesek de unutmak artık mümkün değildir.

Bir zamanlar önemsenmiş şeylere uygulanamayan eylem. ne kadar değerlerini kaybetseler de hiçbir zaman unutulamazlar. unuttum sanırsınız fakat onlar derinlere bir yerlere saklanmışlardır, abuk subuk zamanlarda ortaya çıkarlar her şeyi mahvetmek amacıyla. buna izin verip vermemek sizin elinizdedir tabii; ama unutmamışsınızdır işte. kendinizi kandırmışsınızdır.

 

 

 

 

img114/584/thirstydz2qy0.gif

 

 

Kan banyosu=(

                         

her sabah korkuyla uyanacaksın,
kabusların gerçekleşiyor: ben kurt misali seni yerken
parça parça öldüğünü hissedeceksin
sonra kalkacaksın yatagınan...
bacaklarını kopardıgımı ancak yere düştüğünde anlayacaksın
...
aynaya ulaşmaya çalısıyorsun
yüzünü merak ediyorsun,
ardında bıraktığın lekeler karşına çıkacaklardançok değil..

banyoya ulaşıyorsun sonunda ,kapının dibinden kan sızıyor
açmaya korkuyorsun, tedirginsin
üzerine dökülen kanlardan kapının açıldığını fark ediyorsun
kan banyosynagiriyorsun sürünerek
aynadaki kanı ellerinle sildigin an en büyük korkula yüzleşiyorsun
ölümünle ::BENİMLE !!

 

 

 

 

 

 

 
 
 

http://vampirellasifen07fb.spaces.live.com

 

    

 

 

 

19 July

Ben bu hikayaye bayıldım umarım sizde beğenirsiniz:=)

 

  

 

 

 

 

Image hosted by Photobucket.com

Kimseye değil küskünlüğüm Sadece şiir yazmak istedi canım
Kimseye kırgın değilim kendimden başka
Hem nasıl kızar ki insan
Yemyeşil bir bahar gününe
Bir kar tanesine yada
Nasıl susturur kuş cıvıltısını Nasıl kurutur İçindeki çocuksu sevinci...
Hepsi bu kadardır Gerisi laf kalabalığı
Gerisi anlamsız bir hayat hikayesi
Herkes aynı gözlerle bakar.
Farklı olsa da söylenenler Hep aynı sözler işitilir
 Güneşin sarısına sıkışıp kalır
Yedi ayrı rengi evrenin
Yalancı bir mavinin gövdesine sıkışıp kalır
 Cümle mahlukatı sonsuz denizlerin
Nefes almak Yemek, içmek kadar Sıradanlaştırılmıştır artık her şey
Hiçbir şarkı Hiçbir şiir
Ağlatamaz nasır tutmuş yüreklerimizi
Ağlayan bir çocuk gördüğümüzde
Başka yöne çevirmeye başlarız yorgun başımızı
İlk satırını heyecanla okuduğumuz kitap yarım kalır
Umursamazlık cüzzam illeti gibi Yavaş yavaş dökerken ruhumuzun etlerini
Aşk ve inanç Titreye titreye can verir kapımızda
 Ölüm bile yitirir hüznünü artık
Ve hayat bize kendimizden başka kızacak Hiç kimseyi bırakmaz sonunda
Herkes kendi düş krallığının Acımasız diktatörüdür artık
Ve günden güne yükselir Saklandıkları kalelerin duvarları.
Ve ilk dalgada yıkılınca Kumdan yapılmış kaleleri
 Kendi gerçeğiyle yüzleşir insan
Yani hayat bize küsecek kimse bırakmaz Kendimizden başka...

 

 
 
 

   

 

 Şeytanın 1 Dakkası:=(

Bir eliyle boğazımı sıkarken diğer eliyle bir tokat savuruyor yüzüme.Anlam veremiyorum bu tokata;bu tokat sevginin mi,nefretin mi yoksa tutku ve şehvetin bir parçası mı anlam veremiyorum.Anahtar kelime bir dakika...bir dakika...Öncesi ve sonrasıyla...Tüm büyülenmişliğimi bozan ve dünyamı,hayatımı mahfeden o bir dakika...Şeytanın bir dakikası...
Oysa ben biliyorum!!Benim her seferinde geri dönebileceğim karanlıklarım varken,siz yeni bir aydınlık yaratmaya ne bir güç ne de vakit bulabileceksiniz...siz bir daha hiç aydınlığı göremiyceksiniz!Ben tüm güvencem olan karanlığımda diz çöküp kanımı göz yaşlarımla süsleyip;mutluluklarıma,aşklarıma,umutlarıma,hayal lerime yani sizlere hediye ederken;siz susmuş sahte kahkahalarınızın farkına varamıycaksınız.Ben karanlıklarımda akan kanlarla mutlu kalıcam;siz geri dönemiyceğiniz aydınlıklarla övünüp beni dışlıycaksınız..

İşte!Ölümün toprak kokan yastığına koydum başımı,ne yaptığımı bilmeden ürkekçe...Aynı doğmaya hazır olmayan bir ceninin ürkekliği gibi...

Ölümün kucakladığı bu saflıktan arınmış kirli ruh gözlerini açıyor şimdi!Şeytanın bir dakikası işliyor iğne iplik gibi,genzine düğümleniyor.

Şeytanın bir dakikası ona yeniden doğuş destanları yazdırıyor..

Oysa ben biliyorum!Benim her seferinde yeniden doğacak bir karanlığım varken,siz masallardan ibaret cennetlerle avunacaksınız.Ben yep yeni bir karanlığa yepyeni bir bedenle doğarken siz çürüyüp gidiceksiniz;o hep inandığınız masal boızması cennet dünyanız içinde...

Hakkımda istediğinizi düşünebilirsiniz yinede benim karanlıkta olsa yaratabildiğim bir dünya var.Son okuduğum kitaptan bir şey öğrendim:''Sonsuz olan sonu olandan üstündür öyleyse ben hayattan ve zamandan üstünüm'' ama kitapta olmayan şey şuydu nekadar sonsuz olursam olayım şeytanın bir dakikasından...ASLA!....

 

 

 

img235/6587/adsz5698gt7.png 

 

 

 

 

 

  Ölümsüzlük....!!

 

Ölüm hiçbirşey ifade etmiyordu benim için.
Arka arkaya gelen berbat şakalar dizisinin son şarkısıydı.
Gözlerimi kapattığımda sonsuzluğu gördüm.
Dayanamadığım,ruhumu çürüten acılarla ölüp ölüp yeniden dirildim.
Sonunda ölümsüzlüğü tattım
Bir yandan hayatın güzel tarafları ölümsüzlük ile birleştiğinde büyüleyici geliyordu.
Ama zamanla hayatın acı yanları daha ağır basmaya başladı.
İntihar ettim..
Önce attım kendimi uçurumdan aşağıya.
Kuşlar gibi havada süzülmeyi denedim.
Ta ki azgın dalgalara çarpıncaya kadar bedenim.
Gözlerimi kapatıp havayı içime çektim.
Sonra bıraktım kendimi suya,o mavi sonsuzluğa.
Mavi olmasına rağmen karanlık.
Her taraf karanlık.
Zehirledim kendimi ardından.
Kezzaptan yandı gözlerim,görmez oldu.
Alıp şırıngayı,uyuşturucuyu vurdum damarlarım morarıncaya dek.
Kısa süre bulutların üzerinde yolculuktan sonra oda acı vermeye başladı.
Yine de ruhum bedenimi terketmiyordu.!!
Şırıngayla gelen beyaz rüya bile karanlıktı...
Ancak intiharın en ihtişamlı silahıdır Jilet.
Hiç acımadan çekiverirsin o çelik parçasını vücudunda.
Acıyı hissetmezsin başta.Sonra kücük çizgiler oluşur kollarında.
Aniden başlar kanlar akmaya.
Gözlerin kararır ne olduğunu anlayamazsın.
Kapanmadan son bir defa açarsın gözlerini.
Bakarsın etrafına..
Bu kez her taraf kırmızı.!!
Hayat damarlarındaki son damla kana kadar akar,Sen de izlersin...
Asilce,cesurca vurduğunda jileti kurtulursun sonunda karanlıktan.
Bu defa acımadı!!
Sana sesleniyorum bedenim.Dinle beni sevdiğim.
Bedenimize vurduğumuz jilet kesiği,Kalbimize vurulan neşter kadar acıtmamıştı değil mi canımızı ?
Artık kurtuldum senden ve terkediyorum seni..Bana ulaşamayacağın diyarlara yolcuyum.
Sonra son dakikada.Bedenimden dökülen son damla kanda bile!O'nun olduğunu gördüm.
O kadar çok sevmişim,kendimi o kadar adamışımki,Bedenimden bir parçaya dönüşmüş o güzel.
Sadece kalbimi değil,bedenimin,ruhumun her yanını sarmış.
Ve canımı acıtmaya devam ediyor.
Bu dayanılmaz acılardan kurtulmak için herşeyi yaptım.
Ölmüyordum.
Sonra anladım ki.
Ölümsüzlüğün en kötü yanı sonsuza dek sürmesiymiş....


 

  

 

 

Bu hikayelerin benzerleri ve devamı aşağıdaki logoma tıkla ve devam et:=)Aşağıdaki blog siteside bana aittir beklerim:=)

Ama artık kapatıldı:=(Tıklayın ama açılmıcak nede olsa:=(Tıklada gör:=(Off offff....

http://wampirsifen.bloggum.com

 

 

Bloggum Kapatıldı:=(

Herkese merhabalar.Bir kaç gün önce 2 yıldır kullanmış olduğum bloggum servisinin mahkeme kararıyla kapatılmış olduğunu gördüm.Şu anda burdayım.Aslında çok üzüntülüyüm alıştığım yerden başka bir yere gitmek nasıl bir duygu çözemedim:=(Artık bloggum servisiyle bir bağım kalmadı.İsteksiz olarak..Çok sıcak ve hatta adeta kendime ait olduğunu düşünecek kadar benimsemiştim herkesi ve özellikle blog sayfamı.Mahkeme kararına varmasının sebebi basit tam tahmin ettiğim gibi telif hakları ihlali..Bu konuda çok canım sıkıldı ve çok yandı.Herkes önüne gelen yazıyı ve video resimleri sadece hit olsun diye yayımlarsa işte sonuç HÜSRAN.Üstelik bunun yanı sıra vermiş olduğun bütün emekler hepsi çöpe atılır:=(Tıpkı benim blog gibi:=(
Konuya ilişkin bloggum yönetiminin açıklamasına bakalım;
''2yıl önce ilk yayına başladığımız zamanlarda Wordpress.com yayına kapatılmıştı. Ve biz o sıralar daha çiçeği burnunda bir blog servisi olarak bir yarışma düzenlemiş ve ödülleri kazanan blogculara vermiştik. O yazıda aynen altı çizili olarak şunu yazmıştık Wordpress.com kapatılması olayı umudumuzu şimdilik kırsada , gelecekten umutluyuz. Ve şimdi gördük ki o zamanki umutlarımız bu güne gelindiğinde gerçekleşmediği. Bizi bu gün işte ayenen üzen bu hayal kırıklığı. Bizler dünya ligine çıkmayı hedeflerken ülkemiz bizi yasakladı. Tabiki kapatılma nedenimiz illegal içerik, telif hakları ve başka bir konu olabilir. Bu internetteki bir yazı yüzünden tüm interneti erişime kapatmak gibi bişey. Bize gelen geri bildirim ve şikayetler doğrultusunda 100 lerce blogun yayınına son verdik. Binlerce içerik silindi. Bize herhangi bir uyarı yada şikayet bildiriminde bulunmadan kapatılmak gerçekten binlece üyesi ve miliyonlarca ziyaretçisi olan bir siteye büyük haksızlık. Bizler gerekli girişimlerde buluncağız. Mağdur durumda olan blogcularımızı bu durumdan kurtarmak ve yeniden yayına geçmek için elimizden geleni yapacağız. Bu arada siz üyelerimizden ricamız tepkinizi her türlü platformda dile getirmeniz yazmanız. Böyle yapmayacak olursak dünyada ülkemiz daha uzun yıllar sansürcü ülkeler listesinde yer alacaktır.''
Sonuç ne kadar acı değil mi?Kurunun yanında yaş yanması oldukça içler acısı.Buradan blog sayfamı bilen herkese sesleniyorum bloggum servisi kapatılmıştır.Açılır mı?Hiçbir fikrim yok=:=(E doğal olarak benim blogda güme gitti.Tıpkı diğer arkadaşlarımın blogları gibi:=(Hoş burda kendi bloggum hariç bloggum servisinin kapatılması daha içler acısı:=( Bilmeyenler için;

http://wampirsifen.bloggum.com/ artık yoktur:=(Onun yerine yeni adresimiz;
http://wampirsifen.blogcu.com/ olarak düzenlemeye geçilmiştir.

İlk bloggum gibi asla olmucaktır bu sayfam.Çünkü gözümden sakındığım,çocuğum gibi kıyamadığım sayfam gtti:=(Bloggumu takip eden herkesi bu blogda bekliyorum.Tabi bloggum servisinin açılmasından sonra bu blogda fazla yayım yapamayacağım:=(Umarım hemen açılır

 

Kapanınca doğal olarak açılana kadar yeni blog sayfası açmış bulunmaktayım.Yeni ama ne yapalım eskiyi aratacak şimdilik...Tıkla Yeniye ulaş...

 

http://wampirsifen.bloggum.com

 

 

 

 

 

 

 

Bana Ait Beklerim...Gothic,Metal,Rock,korku severler için hazırlanmış bir forum sitesi..

 

 

 

 

VAMPİRLERLE İLGİLİ BİLGİLER BURDA:=)

 

 

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

  İSte size tarihe adı geçmiS bir vampir

Düsseldorf vampiri (peter kurten)

              26 Mayıs 1883'de Almanya’nın Mülheim kentinde 13 çocuklu bir ailede doğan ve daha 5 yaşında iken iki arkadaşını katleden Peter Kurten’in,10 yaşındayken bir arkadaşını Rhine nehrinde boğduğu da söylenir. Peter Kurten,“Düsseldorf Vampiri“ olarak da bilinir. Peter Kurten küçüklüğünde babasının hareketlerini taklit ederdi ve babası kızına tecavüz ederken yakalandığı zaman, o da aynı şeyi tekrarlamaya çalışmıştı. Babasının hareketlerini kafasına işleyerek büyüyen katil, babası hapishanedeyken onun yerine kiracı olarak gelen bir köpek yakalama görevlisinden köpeklere mastürbasyon yapmayı ve onlara işkence çektirmeyi öğrenmişti. Kanın tadına ilk kez 9 yaşında bakmıştı. O yaşta kuğuların kafalarını kesip, kanını içerdi. Bu öğrendikleri onun küçüklüğündeki vahşet tecrübeleri olmuştu. Cinayet kariyerine başlamadan önce bir fabrikada sendikacı olarak çalışan, sık kiliseye giden Peter Kurten evliydi ve çok hoşgörülü bir karısı vardı. Yaptıklarını itiraf edene kadar her şeyi karısından uzun süre gizli tutmuştu.

İlk kurbanı (5 yaşında öldürdüğü iki arkadaşı dışında) 1913 yılında öldürdüğü 8 yaşındaki Christine Klein adında bir kızdı. Kız birçok yerinden bıçaklanmıştı ve tecavüze de uğramıştı. Bunun dışında kız bölüm bölüm yakılmıştı. Bu cinayetle birlikte Peter Kurten'in seri cinayetleri baslamıs oldu. Aşağıda Peter Kurten'in öldürdüğü ve kimliği belirlenmiş kişileri görebiliriz:

- Christine Klein (8); Tecavüze uğrayıp, daha sonra boğazı kesildi.

- Rudolf Scheer (45); Birahaneden evine dönerken kafasından ve boynundan ardarda bıçaklanarak öldürüldü. (13 Şubat 1929)

- Rosa Ohliger (8); Katil tarafından bir çitin arkasına çekilerek 13 kere bıçaklandı. Daha sonra olay yerine dönen katil, cesedi yaktı. (9 Mart 1929)

- Luise Lenzen (13) - Gertrud Hamacher (5); Luise Lenzen boğularak ve birçok yerinden bıçaklanarak, Gertrud Hamacher ise boğazı kesilerek bir çayırda öldürüldü. (24 Ağustos 1929)

- Maria Hahn (20); Ren nehri kıyılarında 20 kez bıçaklanarak öldürüldü ve cesedi aynı yılın kışında bulundu.(1929 sonları)

- Ida Reuter (31); Düsseldorf'un dışında kafasına inen baltayla hayata gözlerini yuman ve öldürülmeden önce tecavüze uğrayan hizmetçi kız. (Eylül 1929)

- Gertrud Alberman (5); Katil tarafından boğularak ve 36 kere makas saplanarak öldürüldü. (7 Kasım 1929)

- Maria Budlies / Budlick; Peter Kurten'in son vakası. Peter Kurten tarafından kaçmasına izin verildi. Peter Kurten,1. Dünya Savaşının tamamını hapiste geçirdi.1921’de tahliye edildi ve 1925’te bir hayat kadınıyla evlenerek Düsseldorf’un merkezinde bir apartmana taşındı. 1929’da dedektifler, bir seri katilin sokaklarda gezdiğini anlamışlardı. İşlenen 46 suçun aynı kişi tarafından işlendiğine kanaat getirmişlerdi. Ebeveynler çocuklarını sokağa çıkarmamaya başlamış, bir süre sonra halkın büyük bir bölümü korkusundan evlerinden ayrılmamaya başlamıştı. 1930’da Maria Budlies adında bir kadına tecavüz etmiş ve kaçmasına izin vermişti. Maria, bundan asla polise bahsetmedi, ama Köln’deki bir arkadaşına yolladığı mektupta olayları anlattı. Mektup asla Maria’nın arkadaşına ulaşmadı, ama bir gün postanede mektup açılınca polisler Maria’ya ulaştı. Maria, Peter Kurten’in evini polislere bildirdi. Peter Kurten bu olaydan sonra yakalandı, artık sona yaklaşmıştı. Kimse onun neden bu son kurbanı olan kadını bıraktığını bilmiyordu. Cinayetlerinde genellikle bir makas veya bıçak yardımıyla kurbanlarının boğazlarını kesiyor, kafataslarını parçalıyor ve kanlarını emiyordu. Aslında tüm kurbanlarını kadınlardan seçmiyordu ve bu da onun bu işi her zaman kendi cinsel doyumluluğu için yapmadığını gösteriyordu. Masum görünüşü altında vahşilik yatan Peter Kurten'in ismi, kriminoloji tarihindeki yerini “bir psikiyatrist tarafından sorgulanan ilk seri katil“ olarak almıştır. 2 Temmuz 1931'de,ölüme mahkûm edilen Peter Kurten, Klingelputz hapishanesinde giyotinle idam edildi. Son arzusu kendi kafası kesilirkenki kan sesini duymaktı… “Pişman değilim. Yaptığım bütün işler beni utandırsa da, size anlatmalıyım. Geriye dönüp baktığımda bütün detaylar hiç de kötü, can sıkıcı değildi. Aksine bundan hoşlanıyordum.“ (Peter Kurten’in kendisini sorgulayan psikiyatriste söylediği sözler.) Cinayetlerini bide onun ağzından dinleyelim.

1. Bayan Klein.(ilk cinayeti)PK:' o gece çok heyecanlı ve sabırsızdım. Eğer karşıma bir hayvan çıksaydı ona bile saldırırdım. Ama karşıma şans eseri Bayan Klein çıktı. Kadının üstüne atladım, makasımı onun alnına tekrar tekrar sapladım. Kadın yere düştü. Böylelikle bende ondan istediğim şeyi sıcakkanını aldım. Onu kana kana içtim. Makasım körelmişti sonraki kurbanlar için onu tekrar bileyip keskinleştirdim.'

2. PK:'o akşam 8–10 yaşlarında küçük bir kızla karşılaştım. Ona nereye gittiğini sordum. Eve gidiyorum dedi küçük kız. Gel ben seni götürürüm dedim ona. Elini avuçlarımın arasına aldım. Bir anda içimde bir şeyler hareketlendi, başım döndü. Kendimi kaybedip, kızın boğazına sarıldım. Sonra sağ elimle bıçağımı paltomdan çıkarıp kızın gözüne, boğazına boynuna artık neresine gelirse sapladım. Kızı öldürdükten sonra sinemaya gittim.23.00 sularında elimde bir şişe gazyağıyla, onu yakmak için geri döndüm. Ama etrafta çok fazla insan vardı. Ben de gazyağını bir çalılığın arkasına saklayıp evime gittim. Ertesi sabah 6.00 da kalktım. İlk işim kızın yanına gidip, cesedini gazyağı ile yakmak oldu.'

3. Rudolf Scheer. PK:' O gece saat 22.00 de parka gitmiştim.3 saat boyunca bir insanın geçmesini bekledim. Sonra yoldan sendeleyerek gelen bir adam gördüm. Beni gördü ve bana anlaşılmaz laflar etti. Sinirlendim ve adama sert bir yumruk attım. Adam yüzüstü yere yığıldı. Cebimden bıçağımı çıkarıp adamın sırtına sapladım. Adam birden kalkıp bacaklarıma sarıldı. Bunu hiç beklemiyordum ama yine de bıçağımı ona saplamaya devam ettim. Hatta bıçağımı o kadar derine sapladım ki, onu zorlukla geri çıkartabildim. Adam bacaklarımı bıraktı ve yere düştü. Onu hendeğe kadar sürükledim. Sonra bir tekmeyle onu çukurdan aşağıya yuvarladım. Tam eve geliyordum ki onu sürüklerken, botlarında bıraktığım parmak izleri aklıma geldi. Tüm izleri ortadan kaldırmam 8 dakikamı aldı.

4. Anna Goldhousen-Bayan Mantel-Gustav Karnblum. PK:'Saat 22.00 de Lierehfeld'deki fuara gittim. Yolda yürüyen iki kadın gördüm. Onları takip ettim. Birbirlerinden ayrıldıktan sonra kadınların birine Anna Goldhousen'e bıçağımla saldırdım. Kadın bağırmaya başlayınca yakalanırım korkusuyla oradan kaçtım. O gece Bayan Mantel ve Gustav Karnblum adlı iki kişiye daha saldırdım.

5. Gertrud Hamacher-Luise Lenzen. PK:'Saat 22.00’ye kadar kendime bir kurban bulmak için bekledim. Tam ümidimi kaybediyordum ki patikadan gelen iki küçük kız gördüm. Onları takip etmeye başladım. Sonra yanlarına yaklaşıp, büyük kıza yakında ki bir dükkândan bana bir sigara alıp alamayacağını sordum. Kıza parayı verdim, böylece o sigara almaya gidince ben de küçük kız ile yalnız kaldım. Küçük kızı kucağıma aldım ve onu mısır tarlasına götürdüm. Sonra ağzını elimle kapatıp onu yere yatırdım ve boğazını kestim. Bıçağı orada bırakıp, ötekinin yanına gittim. Kız bana sigara paketini verirken birden onun boğazına sarıldım ve onu nefessiz bırakana dek sıktım. Onu da diğerinin yanına sürüklerken kız aniden canlandı ve elimden kaçıp bağırmaya başladı. Bunun üzerine bende bıçağı alıp kıza fırlattım. Onu sırtından vurmuştum. Kız yere düştü. Bıçağı bedeninden çıkarıp bir kaç kez daha sapladım. Sonra ikisini de orada bırakıp gittim.'

 6. Ida Reuter. PK: O pazar saat 18.00 de kurban aramak için dışarı çıktım. Yanıma çekicimi de almıştım. Tren istasyonunda genç bir kadınla karşılaştım. Onu bir şeyler içmeye davet ettim. Beraber birkaç bira içtikten sonra koruda gezinmeye başladık. O ilerisinin karanlık olduğunu ve daha ileri gitmek istemediğini. Söyledi. O sırada birinin gelip gelmediğini anlamak için etrafa bakınıyordum. Etrafta bizden başka kimsenin olmadığını anlayınca çekicimi çıkardım ve kızın alnın tam ortasına indirdim. Kız yere yığıldı. Yaklaşmakta olan ayak seslerini duyunca kızı ellerinden tuttum ve bir çalının arkasına gizledim. İnsanlar geçene kadar bekledim. Bu sırada kız kendine geldi. Onu bırakmam için bana yalvarmaya başladı. Onu korunun içine çektim ve çekicimi bir kaç defa daha kafasına indirdim.

7. Elisabeth Dorrier. Pk:' 23.00 sularında cebimde çekicimle etrafta dolaşıyordum. Tiyatronun önünde duran narin bir kız gördüm. Adı Dorrierdi. Ona benimle yürüyüp yürümeyeceğini sordum. İlk başta buna istekli değildi ama onu ikna etmeyi başardım. Aynı İda'da olduğu gibi onunla ilk başta bira içtik, sonra nehir kenarında yürümeye başladık. Birden onun bir adım gerisinde durdum ve çekicimi cebimden çıkardım. Tüm gücümle çekici kafasına indirdim. Aynı İda gibi yere yığıldı. Onu da çalıların arkasına çektim ve başını çekicimle ezdim.'

8. Gertrud Albermann. Pk:'Öğleden sonra 17.00 sularında bıçağımı da yanıma alıp gezmeye çıktım. Kendi halinde oynayan 5–6 yaşlarında bir kız gördüm. Yanına gelip benimle gezmek isteyip istemediğini sordum. Kız gerçekten çok tatlıydı. Büyük bir neşe içinde kendini benim kollarıma attı. Minicik kollarını boynuma dolayıp başını güvenle omzuma koydu. Boş yollardan geçip fabrikaya geldim. O ne olup bittiğini anlamadan ellerim onun küçük boynuna dolanmıştı. Boğazını sıktım, sıktım, sıktım. Ta ki nefessiz kalana dek. Sonra bıçağımı çıkarıp, vücudunu delik deşik ettim. Kızın cansız vücudunu çöplerin arasına attım. Ellerimi de oradaki çimenlere sürüp temizledim.'

9. Maria Huhn. Pk:'8 ağustos da hayvanat bahçesinde tek başıma dolaşıyordum. Birini öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Bir banka oturdum. Yanımda oturan kız bana döndü ve benimle konuşmak istedi. Uzun bir konuşma sonucu gelecek pazar beraber dışarı çıkma kararı aldık. 15 ağustos da Stindemuhle restoranında bir şişe şarap içtik. Orada yaklaşık üç saat oturduktan sonra çorba ve bira içmek için başka bir yere gittik. Karnımızı doyurduktan sonra çayırda yürüyüşe çıktık. İşte o an onu öldürmeye karar verdim. Onu bir hendeğin yanındaki koca çalılığın arkasına götürdüm. Yere oturduk. Saat dokuzu yirmi geçiyordu. Birden onu boğazından yakaladım ve kafasını yanımdaki kütüğe vurdum ama kız kısa bir süre sonra kendine geldi. Bunun üzerine elimdeki makası boynuna sapladım. Epey kan kaybetti Kısa bir süre lanet olası tekrar kendine geldi. Kısık bir sesle bana yalvarmaya başladı. Sesine dayanamıyordum. Sinirlendim. O sesi tamamen susturmak için makası kalbine sapladım. Kanın fışkırma sesini dinledim. Bu ses, öteki sesten daha huzur vericiydi.

10.Christine Klein. Pk:'O sıralar hırsızlıkla uğraşıyordum. Bir cumartesi akşamı kendime Wolfstrassede soyabileceğim uygun bir yer arıyordum. Klein ailesinin yaşadığı Cologne Hanı gözüme çarptı. Gece 10–11 sularında yukarı kata tırmandım. Kilitli birkaç kapıyı açtım ama içerde çalabileceğim değerli bir şey bulamadım. Derken içinde küçük bir kızın uyuduğu bir odaya geldim. Çocuğun başı cama dönüktü. Sol elimle kızın ağzını kapattım ve sağ elimle kızın boğazını sıkmaya başladım. Kız uyandı ve debelenmeye başladı ama sonunda bilincini kaybetti. Cebimde taşıdığım küçük ama keskin bir bıçak vardı. Kızın başını kucağıma aldım ve bıçağımla birden boğazını kestim. Belli bir müddet kanın akışını seyrettim. Sonra kızı yatağa yatırım üstünü örttüm. Odadaki izleri sildim ve kapıyı kızın üstüne kilitledim.

11. Charlotte Ulrich. PK:'Kızla bir bardak bira içtik. Sonra Grafenberg koruluğuna gittik. Kız karanlıktan korkuyordu. Onu sakinleştirmek için birbirlerini seven çiftlerin hep buraya geldiğini ve el ele dolaştıklarını söyledim. Onu AŞKLAR GEÇİDİ denen gizli bir yere götürdüm. Manzara karşısında büyülenen kız daha ne olduğunu anlayamadan, çekicimi çoktan kafasına indirmiştim. Kız bir çığlık attı ve yere düştü. Yeteri kadar kan göremiyordum. Bu yüzden kızın başına var gücümle bir kaç kez daha vurdum. Kızın başının kanlar içinde kaldığını görünce onu orada tek başına, o vaziyette bırakıp gittim.

Vlad Tepesi Efsanesi

Image:Vlad.dracula.jpg 

             Yolunuz Romanya'ya düserse ve tabii vampirlere merakliysaniz    eger,Wallachia bölgesinde yani ünlü Transilvanya'da Arges Irmagi'nin kaynagina dogru gidin ve sorun;Size tarif edlin yerde bir sato yikintisi bulacaksiniz.Iste orasi KONT DRACULA'nin yada asil adiyla VLAD TEPES in satosudur.1456 da Vlad buraya hakimdi.Satonun stratejik uygunlugu çok isine yariyordu,sarp kayalarin tepesinde ulasilmaz bir yerdeydi.Vlad in amaci Boyarlari kölelikten kurtarmakti.O dönemde Wallachia da iki sinif vardi.Köleler ve Boyarlar yani aristokrat sinif.Osmanlilar in baskisi nefes aldirmiyordu.Osmanli  tahtinda genç padisah Fatih Sultan Mehmet vardi ve genç sultanin gözü Bizans i yok ettikten sonra Balkanlar'a çevrilmisti.

           

              Tepes,bazi Boyarlar in Osmanlilarla iyi geçinmesine kiziyor,gizli gizli örgütleniyordu.1457 yilinda Vlad bir darbe hazirladi, bir gece yarisi Osmanli taraflisi Boyarlar'in satolarini tek tek basarak tümünü aileleriyle beraber esir etti ve vahset o gece baslamis oldu.  Esirlerini aylar boyunca dolastirarak insan aklinin alamayacagi birbirinden beter iskencelerle öldürdü.Kadin yasli çocuk kimseyi dinlemeden çirilçiplak soyuyor,uçurumlardan asagi atiyor,derilerini yüzüyor,açliktan öldürüyor,buzlu sularda boguyordu.Vlad in vahseti akil almaz boyutlardaydi ne varki bu daha baslangiçti ve asil vahset henüz görülmemisti...

                 Osmanli birlikleri olan  bitenden  haberdar olmus ve bölgeye girmisti.Tepes önce bir kaç çatisma kazandi ve esir ettigi yaklasik 20 000 Türk'u feci sekilde öldürdü; çogunun kavuklarini basina çiviletmis ve sonrada kaziga oturtmustu.Tam anlamiyla çildirmisti.Yag kazanlari kaynatiyor insanlari içine canli canli atiyor,kesik baslarindan kuleler yapip karsisina geçip keyifle sarabini yudumluyordu.Iste Kazikli Voyvoda ünvanini o zaman kazandi çünkü esirlerini canli canli yaglanmis kaziklara oturtuyordu. Böyle bir ölüm ise günlerce sürüyordu...

                    Sonunda Osmanli ordusu Vlad'i satosunda kistirdi ama satoyu almak çok zordu.Satonun bes kulesi vardi ve sarp kayalar top atesini engelliyordu.

                     Efsaneye göre,satoda uzaklara açilan bir geçit vardi.Osmanli askerleri canla basla savasirken çevreden Vlad'in baska bir yerde oldugu haberini aliyor ve moralleri bozuluyordu.Sonunda Voyvoda'nin orada olmadigindan emin olarak geri çekildiler fakat savas henüz bitmemisti. Sürekli Türklerle savasan Vlad,gerileye gerileye Poenari'de kusatildi.Karisi kuleden irmaga atlayarak intahar etti.Söylentilere göre karisini çok seven Vlad onun ölümüne dayanamamis ve ruhunu seytana vererek bir iblis e dönüsmüstür.Efsaneye göre Vlad bu kusatmadanda kurtulmus fakat sonradan bir suikaste ugrayarak öldürülmüstür.Basi kesilmis,bedeni kayalardan asagi atilmistir.Cesedi toplayan rahipler bir Snagov manastirinin gizli bir mahzenine gömmüslerdir.Osmanlilar kaleyi ele geçirmis yakip yikmis ve intikamlarini almistir fakat hiç bir zaman Vlad in cesedine ulasamamislardir.

                     Aradan yillar geçtikten sonra Prof.Flerescu Vlad Tepes efsanesini arastirmaya baslamistir.Buldugu bir belgede Vlad'inkurbanlarinin kanini içtigi ve ölümsüzlük pesinde oldugu yaziyordu.Dracula "Seytanin oglu" veya "Ejderhanin oglu" anlamindadir.Vlad I daha prensken babasi Dracul diye çagiriyordu.

''Potter'''s Gary Oldman: See his freaky roles | 12754__dracula_l

                     1977 de çok garip bir olay meydana gelinceye kadar Dracula bir korku filmi, Vlad Tepes ise tarihin karanlik  sayfalarinda  kalmis  bir isimdi.Amerikali gezgin olan Vincent Hillyer,izin alarak bir gece Dracula nin satosunda kaldi ve o gece saldiriya ugrayarak boynundan isirildi ve bir efsane daha dogdu.

 

                       Vlad Tepes in akibeti hakkinda kesin bir bilgi olmamakla beraber günümüz Vampir efsaneleri onun sayesinde kurulmustur.Hiç kimse hiç bir zaman onun gerçekten bir vampir olup olmadigini gerçekten bilemedi.Fakat herkesin üzerinde birlestigi tek sey onun insan aklinin alamayacagi vahsette katliamlar yaptigi ve ruhunun karanlik bir yüzü oldugudur.Kim bilir.. Belkide  Vlad Tepes gerçek bir vampirdi ve belkide su an hala aramizda yasiyordur...

 Elizabeth Bathory

KAN EMİCİ KONTES 

              Vampir miti,"Blood Countess" olayı gibi birkaç olağandışı bilgiden yola çıkılarak ,tarihsel bir olgu gibi gösterilebilir. 

              16. yy Macar Kontesi Elizabeth Bathory'nin yaptıkları ,korku hikayelerine rakip olacak cinstendi. Bazıları O'nun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de ,işlediği suçlar "kötü" kavramının çok ötesindeydi.Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring -Gould'un "The Book Of Werewolves " adlı kitabına rastladı.Bu çalışmada "Blood Countess" denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu.Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker'ın Kont Drakula'yı yaratmasında esin kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth'in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya'da bir prens olacaktı. 

        Elizabeth iyi eğitim görmüş,akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla ,uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı. 

            Söylendiğine göre Bathory, çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür.

 

              Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi. İddiaya göre Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan bir çok ısırık almıştır. Blood Countess 'ın genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayelerde vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir.Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten varolmuş ve şeytanca işler yapmıştır. 

              Ölü sayısı arttığında Bathory'nin uşakları cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı.

 

             Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu.1611 yılında yapılan 2 duruşmada Bathory'nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı.Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde ,uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından Kontes'in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına ,ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O'nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Bathory'nin hayaletinin ,anavatanı olan Karpatya'da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler. 

            Elizabeth Bathory'nin hikayesi bize, vampir efsanelerinin, akli dengesi bozuk bir katilin gerçek hayatta yaptıklarının yanlış yorumlanmasıyla ne kadar fazla desteklenebileceğini ve cahil insanların inançlarını nasıl beslediklerini göstermektedir.

 

 

Evet birazcikta cont draculanin satosunu CAN DUNDAR'da dinliyelim:=)

  Transilvanya'dan geliyorum!

Kont Drakula'nın şatosunda...

Meşhur Drakula'nın bizim tarih kitaplarındaki Kazıklı Voyvoda olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi niye ancak kalbine kazık çakılarak öldürülebildiğini anlıyor musunuz?

Drakula'nın şatosuna mı gitmek istiyorsunuz? Yolu tarif edeyim: Bükreş'e uçun. İstanbul'dan 50 dakika... Bir araba kiralayın. Braşov yoluna doğru sürün.
Şimdi Transilvanya topraklarındasınız. Romanya kırsalında, yemyeşil ormanlar ve güzelim kasabalar arasından geçecek, Karpat Dağları'nı aşacaksınız.
Ve karşı yoldan gelen araçların arada selektör yapıp az ilerideki trafik kontrolünü haber vermeleri sayesinde hiç yabancılık çekmeyeceksiniz.
Yaklaşık üç saat sonra Bran'a geleceksiniz. Burası, Drakula'nın şatosunun, oradaki tabirle "kalesinin" olduğu kasaba...
Yolboyu rastlayacağınız "Vampir Kamping", "Kurt market" türü tabelalardan "olay mahalli"ne yaklaştığınızı anlayabilirsiniz.
Az sonra heybetli bir kale karşınıza çıkacak.
İşte Drakula'nın şatosundasınız.
Kalenin önüne kurulu alışveriş merkezinde türlü çeşit vampir tişörtleri, Drakula heykelcikleri satılıyor.
Kalenin bahçesindeki küçük göletler, serin koruluklar, ürkütücü mezarlıklar, şatoya hazırlıyor sizi...
Nihayet Drakula'nın şatosundan içeri adım attığınız anda, gıcırdayan ahşap yer döşemeleri, rüzgarla uğuldayan kapılar, titreşen pencere pervazları, vitrinlerdeki ortaçağ eşyaları, aniden zuhur eden gizli merdiven geçitleriyle kendinizi Hollywood yapımı bir korku filminin setinde hissedeceksiniz.

Drakula'sız Drakula şatosu
 Tuhaf olan şu ki, etrafta Drakula'nın adı bile geçmiyor. Tersine her yerde Rumen hanedanının şatoda çekilmiş fotoğrafları asılı...
Az sonra anlıyorsunuz ki bu kale, hanedanlık döneminde Rumen kralının yazlık sarayı olarak kullanılmış.
Kont Drakula mı?
Onun adı, sadece çıkıştaki kitapçıdaki bir broşürün kapağında yazılı... O broşürü alıp okudum ("Dracula: Myth or Reality", Bran Museum, 2005).
Özeti şu: "Kont Drakula diye biri yoktur."
Nasıl olur?
Bütün turizm broşürlerinde, pazar tişörtlerinde, Hollywood filmlerinde adres olarak burayı gösteren vampir, bu evde oturmamış mı yani?
"Hayır" diyor broşür;
"Bu evde oturan adam Drakula değildi. Drakula diye nam salan ev sahibinin gerçek adı Kazıklı Voyvoda'ydı."
Evet, bizim tarih kitaplarındaki Kazıklı Voyvoda'nın ta kendisi...
Medyanın anlı şanlı bir tarih figüründen nasıl hayali bir canavar yarattığını özetlemeye çalışayım şimdi...


 Kazıkta 25 bin Türk esir

"Kazıklı Voyvoda" konusunda Türk tarihçilerle Rumen tarihçiler tamamen zıt bilgiler veriyor:
Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın "Osmanlı Tarihi"ne (TTK, 1995, II. Cilt, 73-77) göre Kazıklı Voyvoda'ya kendi milleti olan Ulahlar da "Vlad Çepeş", yani "Cellad Vlad" derlerdi.
1456'da voyvoda olmuş, hem mezalimiyle nam salmış hem Osmanlı'nın epey başını ağrıtmıştı.
Uzunçarşılı, Eflak Prensi Vlad'ın Osmanlı sarayında yetiştiğini belirtiyor.
Rumen kaynakları ise Vlad'ın Osmanlı'nın elinde esir düştüğü inancında; ihanetle suçlanıp hapsedildiğini, bu hapislik döneminde Osmanlı sistemini, askeri tekniklerini, hatta dilini öğrendiğini yazıyor.
Türklerin desteğiyle kendi ülkesine voyvoda olarak atanmıştı.
İlk zamanlar devlete sadık görünür, her yıl vergisini getirip verirdi.
Ancak, yine Uzunçarşılı'ya göre "Macarlarla anlaşıp sadakatten ayrılarak Bulgaristan taraflarına sarktı ve epi fenalık yaptı."

Memeleri kesilen kadınlar
"Osmanlı Tarihi"nden okuyalım: "Pek zalim olan ve öldürmek istediği kimseleri kazığa vurarak onların ortasında yemek yemekten zevk duyan, rivayate göre fakirleri ziyafete davet ederek sofra masasıyla beraber bu zavallıları yaktıran, kadınların memelerini keserek onların yerine çocuklarının başını çaktıran ve daha bunun gibi tüyler ürpertici facialar yapan Vlad Çepeş'in Macarlarla ittifak ettiği duyulunca hakkından gelinmesi kararlaştırıldı."
Osmanlı bunu ona sezdirmeden gerçekleştirmek için bir plan yaptı:
"Kendisi bir taraftan Rumdan dönme Slistire Beyi katip Yunus Bey vasıtasıyla ve yaldızlı sözlerle İstanbul'a davet edildi. Öte taraftan da Niğebolu sancak beyi Çakırcı Hamza Bey'e her ne suretle olursa olsun Vlad'ı elde etmesi emredildi."

"Padişah müteessir oldu"
Sonuç mu? Vlad komployu fark etti ve hem Yunus Bey'i hem Hamza Bey'i kollarını ve bacaklarını kesip kazıklara vurdurdu.
Hamza Bey daha yüksek rütbeli olduğundan daha yüksek bir kazığa oturtulmuş, kesik başı da Macar kralına yardım talebi niyetine yollanmıştı.
Cellad Vlad bununla da kalmadı; nehir boyu şehirlerini katliam yaparak yağmaladı; 25 bin kişilik esir kafilesiyle Eflak'a döndü.
Bu, açıkça harp ilanıydı.
Padişah Fatih Sultan Mehmet "çok müteessir olmuş", yani deliye dönmüştü.
Tez elden sefere karar verildi. 

Karargahı bastı
150 bin askerlik Osmanlı ordusunun öncü birliğini yöneten Mahmud Paşa Tuna'yı geçip Eflak'a yürüdü. Ama Vlad'ın ordusunu bulamadı. Bunun üzerine Padişah, 25 kadırga ve 150 nakliye gemisiyle Karadeniz'den Tuna'ya girip Vidin'e kadar gitti.
Vlad halkını ormanlara saklamıştı.
1462 yılında 16 Haziran'ı 17'sine bağlayan geceyarısı Türk savaşçıların giysileri içinde, Otağ-ı Hümayun'u, yani padişahın karargahını bastı. Ama bastığı yer, karargah değil, kumandan çadırlarıydı. Büyük panik yarattıysa da fazla zayiat verdiremedi.

Korkunç gösteri
Rumen kaynaklarına göre, ordusuna güvenini kaybeden Sultan, o gece Tuna kıyılarına geri döndü.
O kaynaklardan okumaya devam edelim:
"Lidersiz kalan Türk orduları da Tuna'ya doğru çekildiler. Ama Targovişte yakınlarında onları korkunç bir gösteri bekliyordu:
Geçtikleri orman, ağaçlara asılmış ya da kazığa oturtulmuş Türk esirlerle doluydu. 5 kilometrelik yol boyunca 25 bin erkek, kadın, çocuk diri diri kazığa geçirilmişti. Asker, aklını yitirecek duruma geldi."
Vlad zaferini kanıtlamak için Tuna yoluna kadar onları taciz etmeyi sürdürdü. Kuyuları zehirledi, ekinleri yaktı, hayvanları öldürttü. Orduyu sıcakta aç ve susuz bıraktı. Hapishanedeki cüzamlı ve vebalı mahkumları salıverip salgın yarattı.

Vlad'ın sonu
Bu, tarihin Rumen versiyonu...
Türk tarihçilere göre ise Vlad'ı takip eden Osmanlı ordusu karşılarında kuvvet göremeyince orduya gerekli 200 bine yakın at ve yük hayvanını yedeğine alıp geri döndü.
Ya Vlad?
Türklere göre önce Moldavya'ya, sonra Macaristan'a sığındı. Osmanlı'yla iyi geçinmeye çalışan Macar kralı tarafından hapsedildi.
Rumenlere göre ise Vlad'ın sonunu getiren Osmanlılar değil, onun "kardeşi kardeşe kırdırma taktiği"ydi. Vlad'ın kardeşi "Güzel Radul" voyvoda yapılınca halk ikiye bölünmüş, sonunda Vlad ülkeyi terk etmek zorunda kalmış; Radul da Osmanlı hazinesine her sene 12 bin duka vergi vermeyi kabul etmişti.



Drakula'nın yaratılışı

Peki bizim Kazıklı Voyvoda nasıl "Drakula" namını aldı? Rumenlerin ilginç bir açıklaması var:
15'inci yüzyıl başlarında, Osmanlı tehdidine karşı Avrupa bir siyasi-askeri birlik kurmaya karar vermiş. Bu birlik, çok sınırlı sayıda basılan bir sikke ile tescil edilmiş. Sikkenin bir yüzünde Vlad'ın simgesi olan ejderha resmi varmış. İngilizcede "Dragon" olarak bilinen ejderhanın Romanca karşılığı "Dracul" imiş. "Drakula" ismi oradan gelmiş.
İrlandalı yazar Bram Stoker 1897'de Vlad'ın öyküsünü romanlaştırırken onu gündüzleri mezarında uyuyan, geceleri ortaya çıkan bir vampir olarak resmetmiş. Stoker'ın kitabı 5 milyon kopya satarak, İncil'den sonra en çok basılan eser unvanını almış. Bu başarı turizmcilerin, sinemacıların, gazetecilerin iştahını kabartmış. Ve yaratılan vampir, bir anda medya kahramanı haline gelmiş.
Bu gelenek hâlâ sürüyor.
Rumenler ise hâlâ Drakula'nın bir cani değil, zenginlere şiddet uygulayan, yoksulların dostu bir Robin Hood olduğunda ısrar ediyorlar.
Cellat mıydı, Robin Hood mu, bilmem; bildiğim, Irak işgaline katılan Rumen birliklerinin askeri kampına "Drakula kampı" adı verildiği...
Bu isim, Drakula'nın ne mene bir adam olduğunu kanıtlıyor.
Romanya'da Drakula'nın izini bulamadıysam da, sosyalist rejim sonrası Bükreş'e üşüşen uluslararası sermayenin dişlerini görünce Drakula'yı görmüş kadar oldum.


 Satılık şato

Bran kalesi 1212'de inşa edilmiş. Kazıklı Voyvoda'nın şatoyu sık sık ziyaret etmesinden dolayı "Drakula'nın şatosu" olarak nam yapmış.
Hanedan döneminde şatonun sahibi olan Kraliçe Marie, 1938'de şatoyu kızı Prenses İliana'ya miras bırakmış.
1948'de sosyalist Rumen yönetimi şatoyu kamulaştırmış.
Çavuşesku devrildikten sonra şato 26 Mayıs 2006'da Veliaht Domini Von Habsburg'a törenle iade edilmiş.
Romanya'nın her dönemine tanıklık eden ve Drakula filmlerinde set olarak da kullanılan şato, şimdilerde müze olarak hizmet veriyor.
Ancak Romanya yönetimi bakım masraflarıyla başa çıkamadığı şatoyu geçenlerde 100 milyon dolara satışa çıkardı.

 
 
 

Bakalım vampir meraklısı hangi ülkeden spaceme uğramış:=)Bu harita 13.12.2007 tarihinden itibaren geçerlidir.:=) 
 
 

Locations of visitors to this page

 

 

Banner Maker

 

 


 Bu visitor 09.04.2009 11:08 saat dilimi ile geçerlidir..

free counters

18 July

Sonsuz Karanlık...(Çok uzun olduğunu biliyorum ama lütfen okuyun okuduğunuza değecek garanti veririm:=)

 

 

 

 

Göklerin inleyen EFENDİSİ,Çağıldayan ruhunla varlığıma lanetini üfle birkez daha...Üfle ki asırlardır kendi karanlığında çürümeye mahkum edilen bu UCUBE tenimin her bir hücresi son kez kavrulsun ve ACILI kıvranışlarım ANLAM bulsun... 

 

 


 

  Image and video hosting by TinyPic

 

 

 

 

 

 

Yıl 1550’ydi.On yedi yaşındaydım.Sekiz yıl önce annem,babam ve kız kardeşim-yani bütün ailem evimizle birlikte yanıp ölmüştü ve beni hayattaki tek akrabam olan teyzemin yanına göndermişlerdi.O sıralarda teyzem evleneli beş yıl kadar geçmişti ve daha çocuğu olmamıştı.Ondan sonrada olmasına fırsat kalmadı çünkü eniştem bir yıla kalmadan öldü.Ve teyzem beni çok sevdi,fazlasıyla.Bende onu sevdim.Teyzem,evlendiği güne kadar onun yüzünü bile görmemiş olmasına rağmen şimdi,2005 yılında kulağa ne kadar garip gelse de o zamanlar doğal olan buydu.- kocasına delicesine aşık olmuştu ve onu bu kadar çabuk kaybedince hafiften ruhsal dengesini yitirmişti.Şimdikilerin deyimiyle “sıyırmıştı” ve bende hayatımın en küçük detayı bile kül olduğundan ondan farklı halde değildim.İkimizde yıkılmıştık.Değerli aile fertlerimizi yitirmiştik.Ruhsal bunalımın eşiğindeydik.Ama hayır,şu her bölümü mutlu sonla biten,kusursuz aile sit-comlarındaki gibi birbirimizi hayata bağlamadık.Aksine,birbirimizi delirttik.Karşılıklı oturup birbirimizi dibe çektik. Eniştem öğretmendi ve bir sürü kitabı vardı.Hele bana milyonlarca gibi gözükürdü ilk zamanlarda.O yıllarda öğrenebildiğin her şeyi öğrenmek,ilim adına çalışmak modaydı.Eniştem de bu akıma uymaya çalışmıştı.Onun yapamadığını biz yaptık.O kitapları geceler boyunca okuduk.(Eniştem teyzeme okumayı öğretmişti,o da bana öğretti.)Geceler boyu okuduk diyorum çünkü sabahları mahalledeki diğer kadınlar gibi davranıp ev işlerimizi ve komşuluk görevlerimizi yapıyor,tamamen normal olduğumuzu göstermeye çalışıyorduk aslında her ne kadar herkes öyle olamadığımızı biliyor ve belli etmiyor olsa da…Sonunda tüm kitapları ezberleyene kadar okuduk ve bu bilgiler ışığında kendi fikirlerimizi geliştirmeye başladık.Ben on beş-on altı yaşlarına geldiğimde artık normal gözükmeye çalışmayı da bırakmıştık.Düşünüyor,düşünüyor,düşünüyorduk.Ama sonunda bir kısır döngüye girdik.Eniştemin kitapları bize yetmiyordu artık.Daha fazla öğrenmeliydik.Ama bir eve tıkılmış iki zırdeli kadın daha fazla kitabı nasıl bulacaktı?Bu kısır döngüden nasıl kurtulacaktık.İşte tam o sıralarda,on yedi yaşıma yeni bastığım günlerde kurtuluşumu buldum. Bir gece teyzemle beraber yattığımız odanın penceresinden içeri bakıyordu dalgın ve aynı zamanda meraklı gözlerle.Yatağımda yavaşça doğrulup ona baktım.Çok değişik giyinmişti,çok farklı gözüküyordu.Kumraldı,yeşil gözlüydü.Ben doğrulunca gözlerini bana çevirdi.Neredeyse süt gibi beyaz teninin üstünde yeşil gözleri donuk donuk parlıyordu.Bakışlarından karanlık bir zeka akıyordu.Sanki bakışlarına yapışmıştım.Her şey bir karabasana benziyordu.Kıpırdayamıyor, bağıramıyordum.Sonunda bir çığlık atmayı başardım.O da aniden kayboluverdi.Bir anda toz oluverdi sanki.Teyzem uykusundan telaşla uyanarak ne olduğunu sordu.Dışarıda içeri bakan bir adam olduğunu zorlukla anlatabildim.Teyzem titrek adımlarla pencereye gitti,dışarıya baktı.

 _”Sokak boş yavrum,kimsecikler yok.”

 _”Belki de karabasandı zaten gördüğüm.Ben bağırır bağırmaz kayboldu.”

Teyzem önce bir şaşırarak baktı sonrada:

_”Haklısın yavrum,karabasandı heral.”

Teyzem buna inanmıştı ama ben kendimi bir türlü inandıramadım.Ertesi akşamsa haklı çıktım. Teyzemle kitap okuyorduk.Daha doğrusu ben okuyordum,teyzem uyukluyordu. Kitabımı kapatıp ona baktım.Zavallı kadın otuz yaşında yetmiş yaşındaymış gibi hissediyordu.Üstelik hasta olduğuna da emindim.Güzel yüzünün tüm renkleri solmuştu.Artık uykusuzluğa dayanamıyor, çabucak yoruluyor,eskisi gibi uzun saatler kitap okuyamıyordu.Gözümden süzülen yaşları engelleyemedim.O ölürse ne yapacağımı düşündüm çaresizce.Göz yaşlarımı silerken gözüm pencereye takıldı.Oradaydı.Sessizce ayağa kalktım.Bu sefer bağırmayacaktım.Pencereye yaklaştım,gizemli yabancıma baktım.Yine beni gözlerine esir etmişti.Beynimde hiç hissetmediğim fırtınalar kopuyordu,kalbim deli gibi çarpıyordu,karnımda çılgın kelebekler uçuşuyordu.Sonunda başımı yana çevirip kurtuldum etkisinden.O da pencereden uzaklaşıp yavaşça yürümeye başladı.Hiçbir şey düşünmeden dışarı çıktım.Çok tatlı bir yaz gecesiydi,üstelik tüm komşuların en derin uykularında olduğu saatti.İlk kez bu kadar geç bir saatte dışarı çıkıyordum ama heyecanıma ve korkuma önem göstermeden evin etrafını dolaşıp ona yetiştim.Fakat o durmadı,ben de onun peşinden gitmeye devam ettim.Zaten evimiz kasabanın dışına doğruydu.O yüzden kısa bir süre sonra evlerden uzak,ıssız bir açıklığa geldik.Bir süre sonra durdu.Karşıma geçip bana soru sorar gibi baktı.Bir şey söylemem gerektiğini düşünüyordum.

Ağzımı mı açıp lafları geveledim:

_”Ki-kimsin sen?”

 _”Fazla önemli biri değilim.”

Bu onun sesini ilk duyuşumdu.Hatasız ama çok garip konuşuyordu,belki de fazla kusursuz.Türk olmadığı belliydi.

 _”Önemli olup olmadığını sormadım.Kimsin?”

_”Adım Eadweard Stefn Walcott.İngiliz’im.”

_”Eadw…Ne?”

Şaşkınlığımı görünce hafifçe gülümsedi.

_”Eadward.Söyledikçe daha kolay gelecektir.Neyse,açıkçası buraya birkaç eski arkadaşımı bulmaya gelmiştim. Ama görünüşe göre başka bir şey buldum.”

_”Öyle mi?”Ne bulduğumu bildiğimi hissediyordum ama bir isim koyamıyordum.O yüzden sordum.

_”Neyi?”

 _”Bir kerede söylemeyecek kadar derin bir şeyi,belki de karanlık hayatımın amacını."

Bunu söylerken hafifçe gülümsemişti.

_”Ama bunu zaten sen de hissediyorsun.Beni bu yüzden buraya kadar takip etmedin mi?”

Gözlerinin en içine baktım.Onun kadar zeki gözükmek istiyordum.Öyle olduğumdan emindim ama onun da bunu anlamasını istiyordum.

 _”Ne hissettiğimi nerden biliyorsun?”

Bakışlarındaki karanlık ışık gözlerime saplanıp beni nefessiz bıraktı.Sanki bir sır verirmiş gibi konuşmaya başladı:

 _”Kulaklarım o kadar keskindir ki bazen,yeterince dikkat kesilirsem,Düşünceleri bile duyabilirim.”

Cevabı beni korkutmuştu.Benimle dalga geçip geçmediğini merak ediyordum.Aslında dalga geçmediği gözlerinden anlaşılıyordu.Ona dikkatlice bakıp ne düşündüğünü anlamaya çalıştım. Ama o dediklerini doğru çıkarırcasına ne yapmaya çalıştığımı anladı.

 _”Gerçekten,doğru söylüyorum.Seninle dalga geçtiğimi sanmanı istemem.”

Gülümsedi .Havaya bakıp düşünceli düşünceli mırıldandı.”Havanın aydınlanmasına çok az kaldı,artık gitmelisin.”

 _”Yalnız mı?”

 _”Artık geceleri sakın korkma.Yapayalnız olsan bile seni koruyacak biri var,çok uzun zamandan beri…”

_”Peki ya gündüzleri?Neden gündüzleri değil?”

Sadece gözlerime baktı.Zarif bir şekilde eğilip anlamadığım bir şeyler söyledi.Tatlı tatlı gülümseyerek karanlığa karıştı.Bir gece önce yaptığı gibi yok oluverdi.Bende onun söylediklerine dayanarak korkusuzca eve döndüm. Bu olanlardan sonra yoğun ve karışık duygularıma rağmen birkaç akşam uykuya yenik düştüm.Elimde değildi.Üçüncü gece ne olursa olsun uyumayacağıma kendi kendi kendime söz verdim.Hava kararmaya başladığında teyzemle elimize birer kitap alıp yatağımızın içinde okumaya başladık. Teyzem uykuya daldığında onun gelmesini beklemeden dışarı çıkacaktım.Ama teyzemin uykuya dalmayacağı tutmuştu.İyice sabırsızlanmıştım.Sadece bir kere karşılaşmış olmamıza rağmen günlerdir görmeyince Eadweard’ı özlediğimi fark etmiştim.Gözlerim kitaptaydı ama okuduğum hiçbir şeyi anlamıyordum.Sanki gözlerimle beynim arasındaki bağlantı kesilmişti.Daha önce hiç tatmadığım tatlı bir sabırsızlık tüm benliğimi sarmaya başladı.Tam artık dayanamayacağım diyordum ki sonunda teyzemin başı önüne düştü.Onu hemen yatırıp üstünü örttüm.Çabucak dışarı çıktım,yürümeye başladım.Yürürken aklıma engelleyemediğim düşünceler doluştu.Onun hakkında emin olamadığım şeyler vardı,insanın sözle anlatamadığı sadece hissettiği şeyler.Dolunayın puslu ışığıyla aydınlanmış sokakta yürürken aniden bir gölge gibi karşıma çıktı.Dolunay gözlerimi yanıltıyor;beyaz tenini sanki hafifçe parlatıyor,zaten derin ifadeli olan gözlerini içinde kaybolduğum sonsuz kuyulara çeviriyordu.Bir insan onun yanında düşüncelerini nasıl toparlayabilirdi ki?!Tüm kuşkularım dağıldı,kalbim ayla yarış edercesine onun çekimine kapılıp çaresizce etrafında dönmeye başladı.Yürüdüğümün bile farkında değildim.Sonunda durduk.Fark etmeden ormanın içlerine kadar gelmiştik.Bana devrilmiş bir ağaç kütüğünü oturmam için işaret etti.O da karşımdaki bir ağaç kökünün üstüne oturdu.Bir süre sadece bana baktı.Belli ki o da beni özlemişti.Fakat o bana öyle bakarken nasıl nefes alabilirdim?Sonunda dayanamayıp güldüm ve aklımdan bana biraz daha böyle bakarsa kalbimin dayanamayıp patlayacağını geçirdim.Bunun üstüne başka bir tarafa bakıp kendi kendine gülümsedi.Allah’ım gerçekten duymuş olabilir miydi!!!Zaten kızarmış olan yanaklarım biraz daha kızarırken konuşmaya başladı:

 _”Günlerdir pek iyi uyuyorsun galiba.”

_”Evet.”Utangaçça gülümsedim.

_”Bugün de uyumamak için baya bir uğraştım.”

_”Gülnihal,sana bir şeyleri açıklamam gerek artık sanırım.”

Adımı söylediğinde kaşlarımın hayretle kalktığını fark etmişti.

-”İsmini bilmeme mi şaşırıyorsun?”

_”Açıkçası evet.Sana daha ismimi söylememiştim.”

_”Gülnihal,ben seni iki-üç gün önce fark etmedim.Tam sekiz yıldır senin için bekliyorum bu ülkede.”Şaşkınlığım had safhadaydı.İnanamıyordum.Onca zaman…”

Daha önce de söylediğim gibi buraya birkaç arkadaşımı bulmaya gelmiştim.Yıllar önce fikir ayrılıklarımız yüzünden aralarından sessizce ayrılmıştım ama o kadar uzun süre yalnız yaşadım ki artık daha fazla yalnız kalmamak için hiçbir fikre karşı çıkmamaya razıydım.

_”Uzun süre mi?En çok kaç yaşında olabilirdi ki?Benden çok da büyük değildi.Aklım karışmıştı.”

Sonunda onların buraya geldiğini öğrendim.Yıllarca onları aradıktan sonra tamamen pes etmiş bir şekilde sokaklarda yürürken keskin bir yanık kokusu aldım.Kokunun kaynağına gittiğimde yanan bir evle karşılaştım ve karşısında sen duruyordun.Saat çok geç olduğundan daha komşular yangını fark edememişlerdi.Orda durup sadece eve bakıyordun.Daha çocuk olmana rağmen ne ağlıyordun ne bağırıyordun,sadece öyle duruyordun.Bir an alevler gözlerine mi yansıyor yoksa gözlerin de mi yanıyor ayırt edemedim.İşte o an büyüledin beni.Kocaman açtığın gözlerine hapsettiğin göz yaşların gibi tutsak ettin beni kendine.Belki o sırada bu yaşında olsaydın bu konuşmayı o zaman yapardık.Sana her şeyini kaybettin benimle gel derdim.Ama çok küçüktün,çocuktun daha.Ben de bekledim,senin büyümeni.Büyüdüğünde sadece güzel olacağını tahmin ediyordum fakat bu kadar inanılmaz biri olabileceğin hiç aklıma gelmemişti.O yüzden daha fazla bekleyemedim,beni fark etmene izin verdim.Ve…şimdi buradayız.”

Diyecek tek söz bulamıyordum.Bir şeyler geveledim:

 _”Evet.Buradayız.Demek…Demek o gün gördün beni.Onca zamandır beni mi izliyordun?! Bu inanılmaz.”

_”Biliyorum.”

Duraksadı, ilk kez sanki tereddüt etti.

_”Sana asıl söyleyeceğim şeyi söylemeden önce yapmam gereken bir açıklama daha var.İkimizin geleceğini senin buna olan tepkin belirleyecek.”

Hem duymak istiyor hem de gerçeklerden korkuyordum.

_”Beni ilk gördüğün günden beri hissediyorsun ama bir türlü anlayamıyorsun.Fark etmediğimi sanma.Cildimin beyazlığına,ellerimin soğukluğuna ve gözlerimin donukluğuna şaşırıyorsun.Hızla yürüdüğümüzde neden nefes nefese kalmadığımı düşünüyorsun.Belki de içinde bir yerde benim aslında insan olmadığımı biliyorsun.”

Evet,haklıydı.Ama yinede böyle açıkça söylediğinde çok korktum,nefesim kesilerek sordum:

 _”Ne?Ne?!!!Nasıl yani?!”

_”Evet,ben insan değilim.Öyle doğdum ama öyle devam etmedim.Tam 497 yıl önce yirmi bir yaşındayken bu hale geldim.Ondan sonra hiç yaşlanmadım.Bir daha hiç güneşe çıkmadım.Asla tekrar normal olamadım.Sonsuzluğumun karanlığında el yordamıyla yaşadım. Ta ki seni ilk gördüğüm güne kadar.” Afallamıştım.Ağzımı açıp tek kelime edemedim.Her şeyi bu kadar açıkça anlatacağını tahmin etmemiştim.Mantığım tüm hızımla koşmamı ve bir daha asla geceleri dışarı çıkamamamı söylüyordu.Güneş tepemde ışıldarken bana asla zararı dokunamazdı,bir şekilde biliyordum. Peki ayak bileklerimden tutan neydi?Niye çivilenip kalmıştım gözlerine?Onu ilk gördüğümden beri hissettiğim şeydi.Sürekli kalbimi patlayıverecekmiş gibi hissettiren,gün boyunca aklımı çelen,gönüllü kurbanı olduğum şey.Hayır,şimdiki gençlerin bildiği basit aşk değildi bu.Bunu o an onun gözlerine bakarken de biliyordum,şimdi,dört yüz elli beş yıl aradan sonra da biliyorum ve hala aynı şiddetle hissediyorum.Çünkü biliyorum ki aşk olsaydı şimdiye kadar biterdi.Oysa biz en büyük aşkların bitişini el ele izledik çağlar bizi umursamadan geçip giderken.Ama o küçük,saf kızken bunları tahmin bile edemiyordum ve beni burada tutan ne diye düşünüyordum.Çabaladım fakat kıpırdayamadım bile yerimden.Çaresizce sordum:

_”Tam olarak nesin sen?”

 _” Benim türüme Türkçede ne isim taktılar bilemiyorum.Ama zaten bunu ancak yaşayarak öğrenebilirsin.Yinede bize bir isim taksalardı bu herhalde kan emici olurdu.Çünkü bu bir çok şeyi açıklıyor.”

 _”Yani kan içerek yaşadığını.İnsanları öldürdüğünü.”

_”Evet.”

Bir an gözlerini yere indirdi.

_”Bundan gurur duymuyorum ama yaşamaya devam etmek için kan içmek zorundayım.Bir canavarım.Ama hala insan duygularının çoğunu taşıyorum.Benim gibilerin çoğu bunlardan kurtulmak için elinden geleni yapar.Fakat öyle yaparsan yalnız kalırsın.Sonsuzluğunda hissiz ve körü körüne yol alırsın.Bense sonsuzluğumda bana eşlik edecek birini arıyorum ve inanıyorum ki o sensin.Bundan hemen hemen beş yüz yıl önce,bu hale ilk geldiğimde buna katlanamamıştım.Kendimden nefret etmiş defalarca kendimi öldürmeye kalkmıştım.Bizim gibilerin ölmesi çok zordur.O yüzden yaşamadan yaşamak zorunda kaldım.Ama şimdi anlıyorum ki seni bulabilmem içinmiş bu cefa.Sanki birimiz tamamen yanlış zamanda doğmuşuz ve bir araya gelebilmemiz için bu olanlar şartmış gibi.Ama tabi senin ne düşündüğün de çok önemli.Sonsuzluğumda bana eşlik eder misin Gülnihal? Bu bir çeşit evlenme teklifiydi.Her şeyi geride bırakmamı istiyordu benden.Hasta teyzemi nasıl bırakabilirdim?Ama bir yandan Eadweard’dan uzak olmak fikri bana imkansız gibi geliyordu. Sanki kalbim “onunla git!onunla git!” diye çarpıyordu.

Göz göze geldiğimizde bakışları parladı.Yine ne düşündüğümü anlamıştı.

 _”Biliyorum bu çok zor bir soru senin için.Hemen cevap vermek zorunda değilsin.Acele etme ve sakin etki altında kalma.Eğer cevabın olumsuz olursa seni bir daha asla rahatsız etmeyeceğimi bilmeni istiyorum.Bu konuda endişelenme.”

Sadece başımı sallamakla yetindim.Tüm kelimeler bitmişti sanki.

 _”Ve sen bana cevap verene kadar buluşmaya devam etmemizi istiyorum.Sana bilmen gerekenleri anlatırım.Hikayemi belki de.Bilemiyorum.Seni bir daha asla göremeyeceğimi öğrenmeden önce biraz daha görmeliyim işte.”

_”Beni bir daha asla göremeyeceğini de nerden çıkardın?Daha sana cevap vermedim.”

Ama anlamıştı.Daha şimdiden tutsağı olduğumu biliyordu.Onun gibi düşünce okumaya ihtiyacım yoktu,gözlerindeki mutluluktan anladım.Bir süre sonra ayağa kalktı.Elini bana uzattı.Elimi buz gibi avucuna bıraktım.

 _”Bu sefer seni evine kadar bırakacağım.Yoksa ormanın içinde kaybolursun.”

Eve gelince birkaç saat olsun uyumak üzere yatağa girdim.Yatağımda teyzemin zorlukla aldığını nefesinin seslerini dinlerken düşüncelere boğuldum.Bu garip evlenme teklifini kabul etmeli miydim?Bu teklif sadece bana Eadweard ile sonsuz bir hayat vaat etmiyordu,aynı zamanda yıllardır aradığım bilgiye ulaşmam anlamına da geliyordu.Sonunda teyzemle girdiğimiz kısır döngüden çıkacak ve istediğim her şeyi öğrenebilecektim.Bu açıdan teklif çok iyi gözüküyordu.Peki ya teyzemi ne yapacaktım?Bana her zamankinden fazla ihtiyacı vardı.Bilemiyordum.Teyzem olmasaydı kararım şimdiden belliydi.Aşıktım,tutsağıydım gözlerinin,onsuz bir hayat yıldızsız bir gece kadar anlamsız ve boş geliyordu.Ne yapmalıydım?Sonunda bunu ancak zamanın göstereceğine karar verdim ve rahatsız bir uykuya daldım. Ertesi gece yine buluştuk.Ormanın içlerine kadar yürüyüp bulduğumuz ağaç kütüklerinin üstüne oturduk.Yine gözlerine takıldı gözlerim.Dünya soyutlaşmaya,her şey önemini yitirmeye başladı.Sesini duymak,gözlerini üzerimde hissetmekti nefes almak.Ben kimdim ki karşı koyacak bu aşka?Yanındayken bile soluksuz kalıyordum yokluğuyla.Onsuz yaşamak imkansızdan daha uzaktaydı bana.Gözlerinin karanlık kuyularındayken çaresiz benliğim,tam yüreğim daha fazla dayanamayacak bu sonsuz özleme derken sesi ulaştı kulaklarıma:

_”Düşündün mü?”

_”Ah Eadweard sanki sensizlik bir seçenekmiş gibi…Ama biraz zamana ihtiyacım var.”

Biliyordu.Biliyordu işte çaresizliğimi ama yinede mutlu olmuştu duyunca sözlerimi.Onu hiçbir zaman görmediğim kadar mutlu olmuştu.Bu yüzden her zamanki gibi sadece tebessüm etmek yerine önden birkaç dişini gösterecek kadar dudaklarını araladı.İki taraftan birer diş olması gerektiğinden biraz daha uzun ve sivriydi.Bu dişleri daha önce hiç görmemiştim çünkü normalde konuşurken,uzun olmalarına rağmen,gözükmüyorlardı.Tüm tüylerim diken diken olmuştu ama Eadweard’a belli etmek istemedim.Onun zaten anladığından emindim ama o da bir şey söylemedi.Bunun yerine gözleri heyecanla parlayarak elini cebine attı.

 _”Eğer eminsen sana bir şey vermek istiyorum.”

Başımı evet der gibi salladım.Ay ışığı gözlerini gümüşe çevirmişti.Yine zaman kavramımı yitiriyor,gözlerinde yavaşça eriyordum.Biraz daha bakarsam sanki hayatın anlamını kavrayacaktım yada tamamen aklımı kaçıracaktım.Ben bunları düşünürken Eadweard elini cebinden çıkardı.Avucunda bir şey vardı ama ne olduğunu tahmin edememiştim.Sonunda avucunu açtı,bir madalyondu bu.Çok,çok eskiydi ve çok güzel.

 _” Bu büyük büyük ninemin madalyonuymuş.Evleneceği kadına vermesi için oğluna vermiş.Oğlunun evlendiği kadın yani büyük annem de devam ettirmek istemiş ama onun işi o kadar kolay olmamış.Çünkü dört tane oğlu varmış.O da ilk evlenen oğluna vermeye karar vermiş.Böylece madalyonu annem almış.Ama o öldüğünde hala evli olmadığım için ölürken bana verdi ve evleneceğim kıza bunu kendi ellerimle vermemi istedi.Şimdi hemen hemen beş yüz yıl sonra bunu sana veriyorum. Birbirimize verdiğimiz sözün bir simgesi olarak.”

Uzanıp kolyeyi boynuma geçirdi.Sonra da geri çekilip nasıl durduğuna baktı.Gecenin karanlığında öyle yakışıklı duruyordu ki.Aklımı okumasından elinin bir hareketine,saçının bir kıvrımından zekasına kadar her şeyine hayrandım.Onun bana o mat yeşil gözleriyle bakışından anlıyordum ki o da benzer duygular içindeydi.O o kadar sıra dışıydı ve ben o kadar sıradandım ki bana nasıl böyle hayran olabildiğini aklım almıyordu.Zeki bakışları benimkilere kilitlenmişti.El ele diz dize olduğumuzu hayal meyal fark ediyordum gözlerinin yeşil derinliklerinde kaybolurken.Kendimi Kendimi koca bir bardak sıcak çayda eriyen şeker gibi hissediyordum.

_”Yakında öğreneceksin”dedi bir anda.

-”Benim kadar sıra dışı birinin tek özleyebileceği şey sıradanlıktır.”

_”Pes yani.Bundan gayrı senin yanında aklımdan hiçbir şey geçirmeyeceğim.”

Şakaydı bu tabi.Aklımı okumasından delicesine hoşlanıyordum.

 _”Ama ne yapabilirim?Bazen öyle sesli düşünüyorsun ki duymamak elimde değil.Yine sivri dişlerini ortaya çıkararak gülümsedi.Bu dişler artık beni korkutmaktan çok büyülüyordu.Ayağa kalktı.”Artık veda vakti geldi.Sen zamanı geldi diyene kadar buluşmaya devam edeceğiz değil mi?”

Başımı salladım.

_”İyi.Bu arada sen de beni daha yakından tanımış olursun.”

Susup ellerimi bırakmadan son bir kez gözlerime bakıp tüm düşüncelerimi bulandırdı.Sonrada ben kendimi toplayıncaya kadar karanlıkla bir oldu. Kalbim bana zamanı geldi diyene kadar beklemeye kararlıydım ama bu süre içinde Eadweardla sık sık buluşmadan da edemiyordum.O da bana Hikayesini,Anadoluya neden geldiğini anlatıyordu. Onu bu hale çeviren adam bunu sırf zevk olsun diye yapmış.Eadweard’a işkence olsun diye.Aslında o böyle olmayı hiç istememiş.Daralis adında bir kızı seviyormuş,evleneceklermiş. Ama bu hale gelince yaşadığı köyü terk etmiş. Yıllarca kendini öldürmenin yollarını arayarak tüm İngiltere’yi dolaşmış.Aslında güneşe çıkmanın kendisini öldüreceğini biliyormuş ve birkaç defa bunu denemiş ama bu öyle acı veriyormuş ki hiçbir seferinde ölünceye kadar dayanamamış.Daha sonra Godric ve Leowald ile karşılaşmış.Onlar da onun gibiymiş.Eadweard’a kendisi ile barışık olmayı öğretmişler.Daha sonra da kendi türleri ile ilgili bilmesi gereken her şeyi öğretmiş,bir nevi eğitim vermişler.Birlikte bütün Avrupa’yı yıllar boyunca dolaşmışlar.Ama zamanla aralarında fikir ayrılıkları oluşmaya başlamış.Onlar duyguları tamamen gereksiz görüyor,insanlarınsa yemekten başka bir şey olmadıklarını savunuyorlarmış.Eadweard ise tam tersini savunuyormuş.En sonunda dayanamayıp onları terk etmiş.İki yüz yıl boyunca yalnız yaşamış.Sonsuz bir hayatta yalnız başına olmak öyle acı vermeye başlamış ki eski arkadaşlarını tekrar bulmaya karar vermiş.Yaklaşık yüz yıl boyunca tüm dünyada onları aramış ve en sonunda burada olduklarına dair bir şeyler duymuş.Buraya geldiğinde ise onları değil beni bulmuş. Daha sonraki bir yıl boyunca Eadweard ile buluşmalarımız devam ederken hayatımda bir şeyler değişmeye başlamıştı.Teyzemin hastalığı iyice ağırlaşmıştı.Artık nerdeyse tüm gün uyuyor,zorlukla yemek yiyebiliyordu.Her gece evden çıkmadan önce başına oturup ağlıyor ve kendimi onun yakında işkence gibi hayatından kurtulacağına ikna etmeye çalışıyordum.Tüm acıları bitecek ve girdiğimiz kısır döngüden kurtulacaktı.Ama göz yaşlarımı hiçbir şey durduramıyordu.Bir yandan da teyzemin ölümünün beni özgür kılacağını düşünmeden edemiyordum.Onu arkada bırakmak zorunda kalmayacaktım.Ama yinede içimi acıtıyordu onu düşünmek.Artık teyzem son günlerine yaklaştığında bir gün onu Eadweard ile tanıştırmaya karar verdim.Teyzemin başucuna yaklaştım.Uyumuyordu her zamankinin aksine.Gözleri sanki eskisi gibi parlıyordu.Yavaşça konuşmaya başladım.

 _”Teyze sonunda aradığımızı buldum.Sonsuz bilgiye ulaşmanın anahtarı elimde.O kısır döngüden kurtulacağım artık.”

_”Nasıl?”Sesi zorlukla çıkıyordu.

 _”Bir adamla tanıştım teyze.Adı Eadweard.Tüm dünyayı görmüş.Her şeyi biliyor.Ve şimdi beni de yanında götürmek istiyor.Her şeyi öğrenebileceğim.”

Öğrenmek lafını duyunca teyzemin gözleri parlamıştı.

 _”Demek öyle.En azından sen benim gibi sararıp solmayacaksın.Benim gibi delirerek ölmeyeceksin.” _”Teyze böyle konuşma.Hem bak onu sana tanıştırmak istiyorum.Buraya getireceğim.Olur mu?”

 _”Ama çabuk ol.Artık…Artık ne kadar zamanım var bilemiyorum.”

Gözyaşları içinde çıktım evden.Biraz yürüdüm sonra hemen Karşıma Eadweard çıktı.Gözlerimdeki yaşlara şaşırmıştı.

 _”Niye ağlıyorsun?Sen ağladığın zaman çok üzülüyorum biliyorsun.”

 _”Elimde değil.Teyzem...”

Beni biraz olsun avutmak için bana sarıldı.

_”Seni teyzeme götürmek istiyorum.Ölmeden önce seni görmeli.”

_”Tamam canım.Sen yeter ki iste.” Yavaşça bizim eve doğru yürümeye başladık.Geldiğimizde ona sessiz olmasını söyledim.Oysa bana sadece bir tebessümle cevap verdi.O zaten sessizdi.Odanın kapısından girerken üzgün gözlerle bana doğru eğilip “Burası ölüm kokuyor.”diye fısıldadı.Boğazıma sanki bir şey düğümlenmişti,cevap veremedim.Teyzem yatağında Karşıya boş boş bakarak oturuyordu.Gidip yanına oturdum.Eadweard da karşısına geçti.Teyzem bir süre sonra Eadweard’a baktı.Sonra da bana döndü. _”Bu o mu?”

 _”Evet teyze.”

Bu sefer Eadweard’a döndü.

 _”Adın ne senin?”

 _” Eadweard Stefn Walcott.”

_”Demek Gülnihal’i yanında götüreceksin.Peki nereye?”

 _”Ona daha karar vermedik.İstedğimiz herhangi bir yer olabilir ama tabi izin verirseniz.”

_”İzin vermesem de fark etmez.Gördüğün üzere ölüyorum.Gülnihal aptal değildir,seninle gitmek istiyorsa bir bildiği vardır.Senden tek istediğim ona iyi bakman.”

_”Kesinlikle öyle yapacağım.gözünüz sakın arkada kalmasın efendim.”

Bir an teyzemle Eadweard arasında bir benzerlik yakaladım onlar bu konuşmayı yaparken.İkisinin gözlerinde aynı zeka parıldıyordu.Tek farkla,teyzemin gözlerindeki yavaş yavaş sönmeye başlamıştı.Yine kendini kaybediyordu.

_”İyi…iyi…”Diye mırıldanarak uyuklamaya başladı.

Eadweard kalkıp yorganı teyzemin üzerine iyice örttü.Hemen sonra teyzem aniden gözlerini açtı.İkimizi de tanımamıştı.Gözleri çok uzaklara bakıyordu,bizi görmüyordu.Korkuyla konuşmaya başladı:

_”Öyle soğuk ki bu ölüm olmalı.Söyle canımı almaya mı geldin?”

_”Hayır efendim.Siz sadece uyuyun.”

Eadweard’ın çok üzüldüğü her halinden belli oluyordu.Bense öylece donup kalmıştım.Hiç bir tepki gösteremiyordum.Teyzem ölüme öyle yaklaşmıştı ki.Eadweard’la dışarı çıktık.yine ormana doğru gidip bir ağaç kütüğünün üstüne oturduk.Daha fazla dayanamadım hüngür hüngür ağlamaya başladım.Bunun üzerine zaten çok duygusal olan Eadweard da gözlerinden yaşlar süzülürken beni teselli etmeye çalıştı. Bir hafta sonra teyzem öldü.O gün daha akşam olmadan evden kaçtım.Dışarıda deli gibi dolaşarak akşamı bekledim.Karanlık çöktüğünde ormana gidip Eadweard’ı beklemeye başladım. Sonunda geldiğinde teyzemin öldüğünü hemen anladı.Hemen gitmek istediğimi söyledim ona artık ne olacaksa olmalıydı. _”Sana hiç seni nasıl kendim gibi yapacağımdan bahsetmedim.Bu sana biraz korkutucu gelebilir.” _”Umurumda değil.Seninle olmak için her şeye katlanacağım.”

_”Bu gün günbatımını izledin mi?”

_”Evet.Seni beklerken.”

_”Onu iyi aklında tut bu güneşi son görüşün olacak.” Çok heyecanlanmıştım.Sadece başımı salladım.Bunun üstüne parmağını uzatıp boynumda bir noktaya değdirdi.

 _”İşte burada kalp bibi atan damardan tüm kanını içeceğim.Son bir damla kalana kadar.”Evet korkunçtu.Ellerim titremeye başlamıştı.

_”Sonrasını da göreceksin.Sadece dediklerimi yap.”

Gözlerine baktım ve tüm korkum geçer gibi oldu.Başımı yana doğru eğip gözlerimi kapadım.Tüm kanımı içtiğinde bıçağı ile koluna derin bir kesik açtı ve akan kanı içmemi söyledi.Hiç karşı koymadım.O yeter diyene dek içtim.Sonra beni yavaşça yere yatırdı ve beklemeye başladı.Sırada ne vardı?Bilmiyordum.Birden bir acı duymaya başladım.Tüm kaslarım geriliyordu.Sonra Eadweard’ın sesini duydum.

_”Sakin ol.Bu acı birazdan geçecek.Sadece bedenin ölüyor.Süreç tamamlanmak üzere.” Gerçektende bir süre sonra acı yavaşça hafifledi sonra durdu.Doğruldum.Kendime baktım.Sanki biraz zayıflamış gibiydim.Üstelik kolumdaki yanık izleri yok olmuştu.Soru sorar gibi baktım.

 _”Vücudun ölürken doğuştan seninle beraber gelmeyen her şey atıldı.Ölüm seni kusursuzlaştırdı.Bu yüzden bu kadar acı veriyor.” Yeniden kendime baktım.Tenim şimdiden buz gibi olmuştu.Yavaşça ayağa kalktım.Gecenin karanlığında sanki güpegündüzmüş gibi görebiliyordum,çok alçak sesler bile kulağımın dibindeydi sanki.Bir sürü koku alıyordum,hiç almadığım kadar.Her bir çiçeğin ve ağacın kokusunu ayrı ayrı duyuyordum.Büyülenmiş gibi Eadweard’a baktım.Ellerimi tuttu.

 _”Artık sonsuza kadar beraber olacağız.”

 _”Evet Eadweard.Şimdi gidelim buradan.Nereye olursa.” Ve rüzgar gibi koşmaya başladık. Eadweard ile yüzyıllarca beraber yaşadık.Godric ve Leowald’ı bulduk.Bir süre de onlarla yaşadık.Sonra yine terk ettik onları.Dünyanın önemli kültür ve eğitim merkezlerine gittik. İstemediğim kadar şey öğrendik birlikte.Başımızdan milyonlarca macera geçti.Bir imparatorluğun, vatanımın, çöküşünü, çağların bizde geçmeyen zamana nispet yaparcasına geçip gidişini izledik. Dünyayı defalarca gezdik.Her gezişimizde ayrı şeyler keşfettik.Aşkımız karanlığımız kadar sonsuzdu,hiçbir şey bizi ayıramadı.Ta ki düne kadar. Avrupa’da adı sanı duyulmamış küçük bir kasabadaydık. 2005 yılında batıl inançlarına bu kadar bağlı bir kent olabileceğini bilemezdik.Normalde kolayca saklanırdık ama orda ne olduğumuzu anladılar.Bütün kasaba üstümüze saldırdı.Eadweard beni kurtarmaya çalışırken onların elinde kaldı.Onu kurtaramadım.Ve şimdi içim açıyor.Onsuz her saniye bana acı veriyor.İçimdeki yangın göz yaşlarımı bile kuruttu sanki.Ağlayamıyorum,bağıramıyorum,hissedemiyorum onsuz.Canım hiç bu kadar acımamıştı,hiç yanmamıştı bu kadar atmayan kalbim.Şimdi kaldığımız dairenin doğuya bakan penceresinin önünde yazıyorum bunları.Güneş birazdan doğacak.Beni artık hiç anlamı kalmamış hayatımdan yakarak koparacak.Sonsuzluğumun karanlığında onsuz yaşayamam çünkü.Nefes almadığım halde boğulurum. Başka bir zamanda başka bir yerde buluşmak üzere,Eadweard.Beş yüz yıldan sonra ilk ve kez güneşin doğuşunu izleyeceğim

 

 

 

 
Photobucket
Image and video hosting by TinyPic
 

 

 

 


 



Lütfen chat kutuları eklemeyiniz...Eklenenler silinmektedir.. 

 

 

 EğeR ßiR YoRuM AtmADaN ÇıKıYoRsAn İşTe CeVaP:=)

 

 img373/4148/y1padnisc4pkmyxeger6821iw8.jpg

 

 

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

Todo empezó antes del ayer,
Cuando los ángeles lloraban
Y las noches no acababan,
Era una época de silencio
Donde nadie lograba ver.

Eran tiempos fríos y de penumbra,
Donde yo andaba errante,
Desterrado de los astros y su padre,
Era yo soledad y libre.

No era el único que callo,
Que desamparado vivió,
Un día cuentan los cielos
Que el ángel del segundo cielo
Descendió aceptando su castigo.

Eran alas grises
En las que cada pluma
Se escondía un antiguo clamor,
Clamor que sin entender
Descubrí en su llegar que era yo.

 

 

2 hours ago

 
 

 

La niña rosa, sentada.
Sobre su falda,
como una flor,
abierto, un atlas.
¡Cómo la miraba yo
viajar, desde mi balcón!
Su dedo, blanco velero,
desde las islas Canarias
iba a morir al mar Negro.
¡Cómo la miraba yo
morir, desde mi balcón!.
La niña, rosa sentada.
Sobre su falda,
como una flor,

 

 

Seni haftaya mutlu başlamak istiyor 

16 Nov.
Witchwrote:
Feliz semana.Witch
10 Nov.
BRUXSA .wrote:
3 Nov.
http://i177.photobucket.com/albums/w234/cherrycodes/tc/collection/imagenes/halloween//anibat2.gif

witch3t.gif (11371 bytes)TERRORÍIIIIIIFICO

             

http://i287.photobucket.com/albums/ll149/glittergn/halloween/halloween016.gifhttp://i177.photobucket.com/albums/w234/cherrycodes/tc/collection/imagenes/halloween//prod_639_23509.gif

30 Oct.
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

Windows Media Player

Spacem hakkında küçük bir ankete nedersiniz??
Spaceme uğradığınız için teşekkür ederim:=)